Kimyanın Tarihsel Gelişimi

 

KİMYA’NIN TARİHSEL GELİŞİMİ

 Simyadan Kimyaya


 

Eski çağ insanları dört ana elementin varlığına inanırlardı. Bu dört elementin farklı biçimlerde bir araya gelmesi ile farklı maddelerin oluştuğunu kabul etmişlerdir. Bu düşünce Orta Çağın sonlarına kadar devam etmiştir. Aynı dönemde bazı insanlar maddeyi altına dönüştürüp belli bir güce sahip olmayı veya ölümsüzlük iksirini elde ederek ölümü yenmeyi istemişlerdir. İnsanlar cıva ( Hg ) ve kurşun ( Pb ) bileşikleri ile birtakım işlemler gerçekleştirmişlerdir. Bilimsel dayanağı olmayan, sınama-yanılma yoluyla yapılan bu işlemler simya olarak isimlendirilmiştir. Simyadan kimyaya geçiş süreci 18. yüzyılın sonlarında deneysel bulguların kullanılması ile ortaya çıkmıştır.

 

 Eski Çağlarda Keşfedilen Maddeler

İnsanlar, yıldırımların ormanlara düşmesi, şiddetli fırtınalarda ağaç dallarının birbirine sürtmesi ve yanardağdan akan lavların oluşturduğu doğal yangınlar vb. olaylarla ateşi tanıdı.Yiyecekleri pişirmek için kap arayışında olan insanoğlu sınama-yanılma yoluyla toprağı işleyebileceğini gördü ve topraktan kaplar yaptı.İnsan, ateşin maddeleri yaktığını ve erittiğini keşfetmiştir. İnsanlar bazı maddeleri eritip karıştırarak kullanmaya başlamışlardır.İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra dış görünümüne önem vermeye başladı. Önce avladıkları hayvanların kürkleri ile vücutlarını örterken sonra bu kürkleri işleyerek giyecek ihtiyacını karşılamıştır.Güzelleşmek için çeşitli yöntemlere başvuran insanlar yüzlerini bitkisel ve madensel boyalarla boyamışlardır. Kullandıkları yeşil boya maddesinin malahit, siyahın ise toz halindeki kurşun sülfür olduğu sanılmaktadır.İnsanın sınama-yanılma yoluyla keşfettiği maddelerden biri de tuzdur.

Eski çağ insanları keşfettikleri değişik maddeleri korunma ve tedavi amacıyla kullanmışlardır. Hastalıktan korunma ve tedavi amacıyla bitkiler de kullanılmıştır. İnsanoğlu ölüme çare bulamamış fakat sınama-yanılma yoluyla bazı hastalıkları tedavi etmeyi öğrenmiştir.Bitkileri hastalıkları tedavi etmek için kullanan insanlar elde ettikleri ürünlerin dayanıklılığını artırmak ve uzun süre bozulmadan saklamak için de çareler aramışlardır. Kükürt buharı ile ağartma ve bandırma gibi çeşitli yöntemler kullanmışlardır. Kükürt buharı ile ağartılan ürünlere kuru kaysı, kuru incir örnek verilebilir.İnsanoğlu giysilerin boyanmasında da bitkileri kullanmıştır. Hayvanların yünlerinden yaptığı giyecekleri Kıbrıs taşı ( FeSO4 ) ve alizarin gibi boyar maddelerle boyamıştır.

 

 Simya

İnsanların zengin olma hayali diğer madenleri en değerli maden olan altına çevirme çabasıyla başlar. İlk Çağlardan beri altın hep değerli olmuştur.

Değersiz madenleri altına çevirme, bütün hastalıkları iyileştirme ve hayatı sonsuz biçimde uzatacak ölümsüzlük iksiri bulma uğraşlarına simya bu işle uğraşanlara da simyacı denir. Simya teorik temelleri olmayan sınama ve yanılmaya dayanan çalışmaları içerdiği ve sistematik bilgi birikimi sağlayamadığı için bilim değildir.

Simya, kimyanın bilim öncesindeki biçimidir.

Simyacılar hiçbir zaman değersiz madenleri altına dönüştürmeyi başaramasalar da, kimyanın gelişimi için birçok keşiflerde bulunmuşlardır.Simyadan kimya bilimine aktarılan önemli bulgular arasında barut, madenlerin işlenmesi, mürekkep, kozmetik, boya üretimi, deri boyanması, seramik, cam üretimi sayılabilir.

 

 Element Kavramının Tarihsel Gelişimi

 

Antik dönemdeki Eski Yunan filozoflarının bir bölümü maddenin sınırsız olarak bölünebileceğini kabul ederken, kimileri de atomlarına kadar parçalanabileceğini ileri sürmüştür. Antik dönemde Platon ve Aristo tarafından düşünceye dayalı, hiçbir deneysel gerçeklik temeline oturmayan bazı kavramlar ortaya atılmıştır.

Platon, Dünya”nın elementlerden oluştuğunu düşünüyordu. Aristo ise tüm maddelerin toprak, hava, ateş ve su elementlerinden oluştuğunu savunmuştur. Aristo”ya göre bu elementlerden her biri öteki üçüne dönüştürülebiliyordu. ( Kitap sayfa: 22 Aristo”ya göre elementler şekli )

Rönesans döneminde geçmiş yılların getirdiği kimyasal bilgi birikimi onların uygulama biçimlerine ilişkin bir yönelim doğurdu ve böylece ” uygulamalı kimya” ortaya çıkmış oldu.

Toplumsal gelişimle bağlantılı olan yeni toplumsal gereksinimler simyacıların çalışmalarına yansımıştır. Bunun sonucu olarak da kimya artık sanayiye destekçi olarak yönlendirilmeye başlanmıştır. Böylece kimya simyadan ayrılmış, pratik ve bilimsel bir nitelik kazanmıştır.

 

NOT: İsveçli kimyacı Berzelius ( berzelyus ) ilk defa elementlerin baş harflerini veya ilk iki harfini sembol olarak kullanmıştır.

NOT: Bilim insanları yanma olayını açıklamada güçlük çekiyorlardı. Bunun en büyük nedeni ise gazlarla ilgili bilgi eksikliğiydi. 1756 da İskoçyalı Kimyager Joseph Black ” sabit gaz ” dediği CO2”i buluncaya dek bilinen tek gaz hava idi. İngiliz Kimya bilgini Joseph Priestley daha sonra deneysel olarak 10 kadar yeni gaz keşfetti. Bunlardan biri onun ” yetkin gaz ” dediği ilerde Lavoisier”in oksijen adını vereceği gazdır

 İlkçağ Kimyası

 

“Kimya” sözcüğünün kökeni kesin olarak bilinmemekle birlikte Mısır’ın yerli halkı olan Kopt’ların dilinde “Kara toprak” anlamına gelen “Khema” ya da “Khemeia” dan türediği sanılmaktadır. Bir başka görüşe göre Yunanca “Khyima” yani “Metal dökümü” sözcüğünden gelmektedir.

 

Ancak; ateşin kullanılışının günümüzden 1,5 milyon yıl öncesine uzandığı, mineral boyaların kozmetik amaçlı kullanımının 50.000 yıl, seramik fırınlarının 30.000 yıl önce bilindiği göz önüne alınırsa kimyanın ilgi alanı içine giren uğraşılar, yazının bulunuşuna bağladığımız tarih çağlarından çok daha önceden beri varolmuşlardır.

 

Gerek rahat ve güvenli yaşama dürtüsü gerekse doğayı ve yaşamı kavrama dürtüsünün insanoğlunda geliştirdiği doğayı anlama ve değiştirme etkinliği, zaman içinde ortaya çıkan ilk uygarlıklarda görgül bilgilerle çeşitli ürünlerin elde edilmesini sağlamıştır. Özellikle Mezopotamya, Nil, İndüs, Sarıırmak gibi büyük akarsu havzalarında konuşlanmış toplumlardaki teknik üretimler, az çok birbirine benzemekte ve aşağı yukarı aynı tarih dilimi içinde yer almaktadırlar. Arkeolojik kayıtlarla tarihlendirilmiş olan bu üretimlerin belli başlıları şöyle sıralanabilir:

 

Cam Üretimi ve İşleme

 

Eski Mısır uygarlığında, İ.Ö.3400 tarihinde yapılmış cam boncuklar, İ.Ö.1400 den cam vazolar bulunmuştur. Sodyum bikarbonat (NaHCO3) ve Sodyum sülfat (Na2SO4) içeren yeraltı sularının yüzeye çıkıp buharlaştıktan sonra toplanan mineraller karışımı, sodyumun karbonat, bikarbonat, sülfat ve klorür tuzlarından oluşmaktaydı. “Natron” adı verilen bu karışımın kuvars (SiO2) ile ısıtılması, ilk cam örneklerini oluşturmuştur. Kum (SiO2), Kireç (CaO) ve Malahit’in (CuCO3.Cu(OH)2) yaklaşık 800 dereceye ısıtılması ile elde edilen “Mısır mavisi” (CaO.CuO.4SiO2) ilk kullanılan renkli pigmentlerdendir. Seramik ve cam malzemede sır olarak çeşitli mineraller ve metal bileşikleri kullanılmıştır. Bunlardan, Kalay oksit (SnO) beyaz, Kobalt tuzları koyu mavi, Bakır tuzları açık mavi, Realgar (AsS) turuncu, Orpimen (As2S3) ve Sfalerit (ZnS) sarı, Pirolusit (MnO2) siyah, Hematit (Fe3O4) kızıl kahverengi sırları oluşturmuşlardır.

 

Değerli Taşlar

 

Mezopotamyadaki Ur kenti kalıntılarında süs eşyası olarak Lapis lazuli (Ultramarin, Laciverttaşı) kullanıldığı saptanmıştır. [Na5S(AlSiO4)3] formülündeki, Lazurit adıyla bilinen bu minerali eski Mısır’lılar da kullanmışlardır. Değerli taş ve metallerin ender bulunur ve pahalı maddeler olması, bunların taklitlerinin yapılması ya da taklitlerinden sakınılması için türlü yöntemlerin geliştirilmesini sağlamıştır. Bu bağlamda Bakır çalığı [Cu(CH3COO)2.CuO.6H2O], Zencefre (HgS), Sülüğen (Pb3O4), Kobalt oksit (CoO), Demir (II)oksit (FeO), Bakır oksitler, balık pulları, sedef kırıkları, dana safrası, gelincik çiçeği suyu, dut suyu gibi taklit taşların hammaddeleri sayılabilir.

 

Metaller ve Madencilik

 

Bugün Afganistan sınırları içinde kalan bir bölgede, Malahit (CuCO3.Cu(OH)2) adlı mineralinden Bakır elde edilmesi, İ.Ö.5000 yıllarına kadar uzanmaktadır. En eski Altın, Gümüş, Kurşun ve Bakır örnekleri Mısır ve Mezopotamya’da İ.Ö.4000, Kalay ve Tunç örnekleri İ.Ö.3400, Antimon örnekleri İ.Ö.2500 tarihlerinden kalmadır. Doğu Karadeniz2deki cevherlerinden Demir elde edilmesi ise İ.Ö.1500 ile başlar. Basit kil fırınlarda cevherlerin odun kömürüyle indirgenmesi sonucunda çok dışıklı olarak elde edilen metal, oldukça kötü nitelikliydi. Dökme demir, ancak İ.S.II. yüzyılda Çin’de elde edilebilmiştir. Genel olarak metal cevherleri önce kavurma işlemi ile metal oksitlere dönüştürülüyor, sonra odun kömürüyle indirgenerek metal elde ediliyordu. Eskiden beri bilinen tunç (bronz) ve pirinçten başka, Helenistik dönem kayıtlarında adı sıkça geçen bir alaşım da, 3 kısım Altın ve 1 kısım Gümüşten yapılan “Asem” ya da “Elektrum” dur. Metallerin üretimi, arıtımı ve arılıklarının sınanması için gene bu dönem kaynaklarında çeşitli reçeteler verilmiştir.

 

Mayalama ve Dericilik

 

Mısır uygarlıklarında üzüm, hurma ve palmiye suları fıçılarda mayalandıktan sonra testilere konuyor ve kapların ağızları kara sakız, kil ya da alçıyla kapatıldıktan sonra bekletilerek şarap yapılıyordu. Testilerin üzerine şarabın üretim tarihi de yazılıyordu! Sütten yoğurt ve peynir ve şerbetçiotundan bira yapımı da biliniyordu. Hayvan derilerinin sepilenmesinde kullanılan maddeler; idrar, hayvan dışkısı, mazı özü, şap, meşe palamudu, akasya tohumu ve sirkeli demir sülfat (FeSO4) idi. Tabaklanan deriler, bitkisel ve hayvansal boyalarla boyanıyordu.

 

İlaçlar

 

En eski ilaç kitabı, Mezopotamyanın Nippur kenti kalıntılarında bulunmuş İ.Ö. 3000 yıllarından kaldığı sanılan bir kil tablettir. Burada on iki ilacın hazırlanış tarifleri verilmektedir. İlaçların hazırlanmasında öğütme, kaynatma, çalkalama, yıkama, özütleme, çözme gibi fiziksel yöntemler kullanılmaktadır. İlaçlarda anorganik mineraller yanında bitki ve hayvanların çeşitli kısımları etkin maddeleri oluştururken; su, zeytinyağı, balmumu, keten tohumu yağı, çam terebentini, yün yağı (lanolin) gibi maddeler de taşıyıcı ortam olarak bulunmaktadır. İlk uygarlıklarda, Striknin içeren Kargabüken özü, Koniin içeren Baldıran özü, Akonitin içeren Kaplanboğan gibi zehirler de bilinmekteydi.

 

Boyalar ve Kozmetik

 

İlkçağ uygarlıklarında Coccus İllicis (Kırmız böceği) ve Coccus Cacti (Koşenil) adlı bitki bitlerinden karmen kırmızısı boyası, Murex Brandaris adlı deniz yumuşakçasından Sur moru adlı erguvan renkli hayvansal boyalar elde edilmekteydi. Bitkisel kökenlilerin belli başlıları ise; kına, çivit, safran, meşe kabuğu, mersin, rezene, ve Rubia Tinctorum (kök boya) dır. Çok çeşitli amaçları karşılamak üzere insanoğlunun bedenlerini boyama ya da süsleme çabaları da çok eski zamanlara uzanmaktadır. Süslenme amaçlı maddeler, genellikle önce toz haline getirilip sonra yün, ceviz, zeytin, badem, susam ve gül yağlarıyla karıştırılarak uygulanmaktaydı. Bunlar arasında rastık olarak kullanılan çıra isi, Kurşun parlağı (Galenit) (PbS), Antimon parlağı (Antimonit) (Sb2S3); düzgün olarak sürülen CuO, Bakır çalığı [Cu(CH3COO)2.CuO.6H2O], Litarj (PbO), Kurşun parlağı (PbS), Kahverengi taş (MnO2), Tebeşir; dudak boyası olan Sülüğen (Minyum) (Pb3O4), Okre (Aşıboyası); saç boyası olan kına, palmiye kırmızısı; parfüm olarak kullanılan mür, günlük, karanfil, sarısakız, aselbend özleri sayılabilir.

 

İlkçağ kimyasında sabun yapımı ve mumyacılık da yer alır.

 

 Antik ve Helenistik Dönemler

 

İ.Ö.VII. yüzyıldan sonra, Batı Anadolu, Ege adaları, Yunanistan ve Sicilya’da yaşayan halklarda, bir yandan göçler ve işgaller bir yandan da canlı deniz ticaretinin etkisiyle büyük bir kültür harmanlanması görülmektedir. Bu karışmanın sonucunda, soyut, kurgusal ve kavramsal düşünce akımları ortaya çıkmıştır. Doğal olayların nedenlerini gene doğada arayan İyonya düşünürleri arasında Thales (İ.Ö.625-545) tüm varlıkların kendisinden türedikleri ilksel madde olarak suyu, Anaksimander (İ.Ö.620-547) Aperion(sınırsız) kavramını, Anaksimenes (İ.Ö.588-524) havayı, Herakleitos (İ.Ö.540-480) ateşi, Ksenofanes (İ.Ö.569-428) toprağı kabul etmişlerdir. Empedokles (İ.Ö.492-432) ise bunları birleştirerek öncesiz ve sonrasız dört öğeyi “Toprak-Hava-Su-Ateş” olarak saptamıştır. Aristoteles tarafından da benimsenen bu kavram tüm uygarlıklarda yüzyıllarca egemenliğini sürdürmüştür. Gene Antik dönem filozoflarından Leukippus (İ.Ö.V.yy.) ve Demokritos (İ.Ö.470-361) ise maddenin kesikli yapıda olması gerektiğini öne sürerek, her nesnenin kendi özelliklerini taşıyan en küçük birimine “Atom” adını vermişlerdir. Madde birimi kavramı, beraberinde “Boşluk” kavramını da taşıdığı için sonraki düşünürlerce ve inanç sistemlerince pek kabul görmemiştir.

 

Geniş bir coğrafi bölgeyi egemenliği altına alarak ilkçağın ilk büyük imparatorluğunu kuran Büyük İskender, İ.Ö.331 tarihinde Mısırı ele geçirmiş ve adını verdiği İskenderiye kentini kurmuştur. Ölümünden sonra bölgede egemenliğini kutan Ptolemaios, kentte kurduğu iki büyük kültür merkezinde çağın ünlü düşünür ve bilginlerini toplamış ve tıp, astronomi, kimya, geometri, hidrostatik vb. gibi alanlara önemli katkılar yapılmasına olanak sağlamıştır.

 

İskenderiye’de Kopt, Yahudi, Pers, Suriyeli, Filistinli, Yunanlı ve Anadolulu gibi çeşitli ülkelerden gelen kişilerin kültürlerinin bileşimi, belli başlı iki yaklaşımın alaşımıyla belirlenir: Antik dönemin akılcı, soyutlamacı ve kurgusal düşünce akımları ile Mezopotamya ve eski Mısır uygarlıklarının kalıtı olan görgül ilkçağ sanatları ile doğu gizemciliği. Bu bileşik yapının oluşturduğu ve felsefel olarak da yeni Platonculukla dokunmuş kimya uğraşısı, “Simya” ya da “Alşimi” adıyla bilinir. Felsefel kökeni “Herşey Bir’den doğar, Bir’de varolur ve Bir’e döner” yargısına dayanan ve böylece “Birci” (Monist) temelde varolan simyanın temel amacı; “Omniscience” (Her şeyi bilen) ve “Omnipotence” (Her şeye gücü yeten) sahibi kişilerin çabaları ile “Filozof taşı” adındaki bir ayıracı kullanarak gizli, gizemci reçetelerle değersiz metalleri Altın, Gümüş gibi değerlilere dönüştürmek, “Panacea” adlı evrensel ilacı ve “Elixir Vitae” adlı ölümsüzlük iksirini bulmaktır.

 

Yazılı belgeler olarak ilk simya reçeteleri, Hermes Trismegistos adlı bir tanrının yazdığı ileri sürülen Tabula Smaragdina (Zümrütler Tablosu) adlı kitaptır. Burada, filozof taşının özellikleri betimlenmekte; monist felsefe açıklanmakta; sevgi-nefret, kadın-erkek, çekme-itme gibi zıt kavram çiftlerinin birliği gösterilmektedir. I.yy.da yaşayan Yahudi Miriam, çeşitli fırınlar, damıtmada kullanılan imbikler gibi aygıtları betimlemiş, su banyosunu bulmuştur. Kleopatra ise üç kitabında kozmetik ürünleri ile altın yapma reçetelerini vermektedir. VI.yy.da yaşamış olan Zosimos, çoğu kaybolmuş olan 28 ciltlik simya ansiklopedisinde deneyler, aygıtlar ve kimyasal maddeleri toplamıştır. VI.yy.da yazılmış ve geçen yüzyılda Mısır’da bulunmuş olan Leyden ve Stockholm papirüslerinde metallerin ve alaşımların elde edilmeleri, arıtılmaları, taklitlerinin yapımı, değerli taş taklitlerinin yapımı, kumaş boyaları gibi çeşitli reçeteler bulunmaktadır.

 

 Ortaçağ İslam-Doğu Kimyası

 

Helenistik dönem uygarlığının sonlanmasından sonra doğu Akdeniz ve güneydoğu Anadolu’ya dağılan bilginlerin çalışmaları Yunancadan Süryaniceye çevrilmişti. İslam imparatorluğunu sınırları içine katılan bölgelerdeki bilgiler, özellikle Abbasi halifelerinin kurdukları Beyt-ül Hikme adlı çeviri okulunda Arapçaya kazandırılmıştır. Ünlü bilginlerin bir kaçı özetlenebilir:

 

İslam-Doğu uygarlığının kimya alanındaki en ünlü adı, oldukça önemli buluşları olan Ebu Musa Cabir ibn-i Hayyan dır. 721-815 yılları arasında yaşayan Cabir, Kufe’de doğmuş, Harun-ür Reşid döneminde Bağdat’ta yaşamış ve bu kentte ölmüştür. Avrupa’da Geber adıyla bilinir. Batıda, XIV. yüzyıla kadar Geber’e atfedilen kimya bilgilerinin pek çoğu Cabir’e ait değildir. Cabir’in alşimisi felsefel karakterlidir. Monist ve metafizik düşüncelerle kurulmuştur. Alşimide Hermes geleneğini sürdürmekle birlikte, Zosimos’un simgelerini kullanmamıştır. Cabir, metal ve mineralleri canlı sayarak, zaman içinde olgunlaşıp kıvama geleceklerini öne sürer. Bu görüşe göre; tuzlar, vitriyoller, şap ve kükürt bir yılda, tüm metaller birkaç yılda, değerli taşlar ise bir yüzyılda olgunlaşırlar.

 

Cabir’in kimyaya katkılarından belli başlıları şöyle sıralanabilir: Nişadır (NH4Cl), Üstübeç [2PbCO3.Pb(OH)2], Cehennem taşı (AgNO3), Kezzap (HNO3), Zaç yağı (H2SO4), Güherçile(Hint) (KNO3), Sirke asidi (CH3COOH), Süblime (HgCl2) ve Kurşun şekeri [Pb(CH3COO)2] gibi kimyasal maddelerin elde edilmesi; çeşitli metaller ve çelik üretim yöntemlerinin belirlenmesi; deri ve bez boyalarının hazırlanması; sülfürlerinden arsenik ve antimonun elde edilmesi; bitkilerden yağ özütlenmesi. Gerek Doğu gerekse Batı bilimini önemli ölçüde etkileyen ve Roger Bacon tarafından “ustaların ustası” olarak anılan Cabir’in kitapları, sonraki kuşakların eklemeleriyle oldukça şişirilmiştir.

 

Cabir geleneği izleyicilerinin en ünlülerinden biri, 864-923 arasında yaşayan Ebubekir Muhammed bin Zekeriya el Razi dir. İran’ın Rey kentinde doğmuş, uzun süre Bağdat’ta yaşadıktan sonra, yaşlılığında yoksul ve kör olarak döndüğü Rey’de ölmüştür. Latinlerde Albubator , Avrupa biliminde Rhases adlarıyla tanınmıştır. el Razi, maddeci ve akılcı düşüncelere dayanarak, Cabir’in gizemci alşimisine karşı çıkmıştır. Doğa olaylarını birtakım karmaşık simgelerle ve içrek anlamlarla açıklamanın yanlış olacağını, bilginin tek kaynağının duyumlar olduğunu, insan aklının herşeyi bilebileceğini savunmuştur. Maddenin atomlar ve boşluktan oluştuğu görüşüne dayanarak, uzayda atomlar ne kadar sıkışık kümelenirlerse, oluşturdukları maddenin de o kadar yoğun olacağını, hava, su ve toprak örnekleriyle ortaya koymuştur. Aristoteles’in görüşleriyle Demokritos’unkileri birleştirmeye çalışmıştır.

 

Simyada kullanılan maddeleri; Kitab-ül Esrar (Gizler Kitabı) adlı yapıtında altı sınıfta toplamıştır:

 

1) Bedenler: Metaller 2) Ruhlar: Kükürt, Arsenik, Cıva, Nişadır 3) Taşlar: Pirit (FeS), Mağnezya (MgO) 4) Vitrioller: Çeşitli metal sülfatları 5) Borakslar: Boraks (Na2BO3), Soda (Na2CO3)

 

6) Tuzlar: Kayatuzu (NaCl), Potasa (K2CO3), Güherçile (NaNO3)

 

Ebu Ali Hüseyin bin Abdullah ibn-i Sina (980-1032); Buhara yakınlarındaki Afşana kasabasında doğmuştur. Bilim tarihçileri, ibn-i Sina’yı bütün çağların en etkin ve üretken bilginlerinden biri olarak nitelendirirler. İlgi alanlarının genişliği, incelemelerinin derinliği, araştırma yöntemlerinin sağlamlığı ve yüksek eğiticilik yeteneği; ibn-i Sina’yı ortaçağ bilim ve düşünce aleminin doruğuna çıkarmıştır. Çok küçük yaşta sistemli eğitimine başladığı; matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, tıp, jeoloji, psikoloji, mantık, felsefe, müzik ve şiir alanlarında olağanüstü yeteneği ve birikimiyle inanılmaz ürünler vermiştir. Araştırmalarında etkin olan düşünce, bilimsel akılcılıktır. Her zaman gözlem ve deneylere dayanarak, doğa olaylarını doğal nedenlerle açıklamış, metafizik gizemcilik ürünü olan ruh, cin, peri gibi varlıkları ya da kutsallık ve lanetleme gibi dinsel kökenli duygu kavramlarını neden – sonuç ilişkilerinde asla kullanmamıştır. Simyacıların türlü gizemci yaklaşımlarına karşı, önyargılardan arındırılmış aklı ve mantığı bilimsel bilginin temeli olarak saymıştır.

 

Hemedan hükümdarının vezirliğini yaparken yazdığı 18 ciltlik Kitab-üş Şifa adlı kitabında bilgi’nin gözlemler ve duyumlarla başladığını; ancak bu verilerin mantıkla işlendikten sonra gerçek bilginin oluşabileceğini öne sürmektedir. Akılcı ve Aristoteles’ci yaklaşımları yanında, bazı konularda Platon’cu eğilimleri de gözlenmektedir. Şifa’nın mineralojiyle ilgili bölümünde, mineralleri sınıflandırarak, Ateşte eriyenler – Taşlar – Kükürtler – Tuzlar olarak dört öbeğe ayırmıştır. Bilginin doğa bilimleri ve özellikle kimyaya ilişkin düşünceleri Resail fi’l Hikmet ve’l Tabiiyat (Fizik ve Doğal Varlıklar Kitapçıkları) adlı yapıtlarında toplanmıştır. Bu kitaplarında, Altın ve Gümüşün, güneşle ayın adi metalleri yetkinleştirmesiyle oluştuklarını öne sürmüştür. Simyacıların değerli metalleri elde etme uğraşılarına karşı çıkarak, çeşitli yollarla sarartılan ya da beyazlatılan maddelerin Altın ve Gümüş olamayacaklarını, yani boyamayla hiçbir maddenin özünün değişmeyeceğini ortaya koymuştur.

 

Abdurrahman el Hazeni (İ.S.?-1130). Matematik, fizik, astronomi, kimya ve tıp alanlarında çalışmaları vardır. Altın ve Gümüş alaşımında iki metalin kütleleri için yoğunluğa dayanan bir denklem vermiştir. Kaldıraç yasaları, çeşitli cisimlerin özgül kütleleri yanında, bir yerçekimi kuramını da geliştirmiştir. Kimya çalışmalarında; güherçile ve kömürden barut; kömür ve çakıltaşından Potasyum silikat (K2SiO4); Kurşun ve metal oksitlerden emaye; Cıva, kayatuzu (NaCl) ve vitriyol (FeSO4) den kalomel (HgCl) ve süblime (HgCl2) elde etmiştir.

 

İslam-Doğu uygarlığının bilimsel gelişmelerinin ürünleri, Avrupa’ya yalnız yordam ve yöntemleriyle değil, kullanılan ad ve kavramlarla da aktarılmıştır. Örneğin, kimyada sık kullanılan; alcohol (el-kuül), alembic (el-imbik), alkali (el-kali), aniline (en-Nile), arsenic (el-zırnık), benzoar (panzehir), bor (burak), camphor (kafuru), elixir (el-iksir), kalium (potasyum), lacquer (lak) natron (natrun=soda), realgar (rehc el-gar=arsenik sülfür), talc (talk),..vb. birçok ad ve terim, batı dillerine Arapça ve Farsçadan geçmiştir.

 

 Ortaçağ Avrupasında Kimya

 

İslam-Doğu uygarlığının İspanya’daki temsilcisi Endülüs Emevi devleti çökünce, bilimsel ve felsefel alanlardaki bilgilerin toplandığı kitaplar, 1085 yılında Toledo kentinde kurulan çeviri okulunda Latinceye kazandırılmıştır. Bunlar arasında Cabir’in olduğu söylenen ve metallerin Cıva ile Kükürtten bin yıl pişerek oluştuğunu öne süren yazılarla, Razi’nin Şaplar ve Tuzlar kitabı da bulunmaktadır.

 

Almanya’nın Schwab bölgesi kontlarından birinin çocuğu olan Albertus Magnus (Büyük Albert) (1193-1280), tüm Almanya’yı yaya dolaşarak mineraloji, biyoloji ve simya bilgisini geliştirirken, büyücülükle de ilgilenenen bir dinbilim öğretmenidir. Büyücü Albert ve Doctor Universalis (Evrensel doktor) lakaplarıyla da anılan Albertus Magnus, İslam -Doğu bilimi ile Antik çağ Aristoteles düşüncesini, Hıristiyanlıkla uzlaştırmaya çalışmıştır. Aristoteles’in tüm yapıtlarını yorumlamış; simya çalışmalarını yazdığı De Mineralibus adlı kitabında Altından Gümüşün ayrılmasını, damıtma yolu ile vitriol yağı (Sülfürik asit) elde edilmesini betimlemiştir. Demir sülfatı (FeSO4) “vitriol” Sülfürik asiti (H2SO4) “vitriol yağı” olarak adlandırmaktadır. Kükürtün Gümüşü kararttığını gözleyerek, metallerin tümünü yakacağını öne sürmüştür. Simya için “Deha ile ateşin sefil birliği” demektedir.

 

İngiltere’nin Somerset kentinde doğan Roger Bacon (1214-1294), Oxford üniversitesinde okumuş bir Fransisken rahibidir. Paris Üniversitesinde kaldığı onbeş yılda, Aristoteles, el Razi, ibn-i Sina ve ibn-i Rüşd’ün Latinceye çevirilen yapıtlarını incelemiş ve yorumlamıştır. Doctor Mirabilis (Mucizevi doktor) lakabıyla ün yapan Bacon, tarikat baskısı nedeniyle önceleri uzun süre çalışmalarını yayımlayamamıştır. Sonunda Papa IV.Clement’in desteği ile yazdığı Opus Major adlı kitabında çağının hemen hemen tüm bilgilerini özetlemiştir. Koruyucusu olan Papanın ölümüyle başı yeniden derde giren bilgin, ibn-i Rüşd’ün düşüncelerini de desteklediği öne sürülerek Dominikenlerin baskısıyla atıldığı hapiste 17 yıl kalmış ve orada ölmüştür.

 

Simyada metallerin dönüşümüne inanan Bacon, kimyayı iki kategoriye ayırır:

 

1) Spekülatif kimya: Her türden metal, mineral, bileşik gibi maddelerin elementlerinden oluşumuyla ilgilidir. Bunlar, Aristoteles ve Latin düşünürlerinin bilmedikleri bilgilerdir.

 

2) Pratik kimya: Simya sanatı yardımıyla, içlerinde Altın da olmak üzere her tür maddenin damıtma, süblümleştirme, kalsinleme vb. yollarla nasıl elde edileceği ile ilgilidir.

 

ibn-i Heysem’in kitaplarından etkilenerek, optikle uğraşmış, büyüteç ve merceklerin yapılışlarını tanımlamıştır. Meteorolojik olayları ve denizlerin tuzluluk nedenlerini de araştırmıştır. Avrupa’da ilk barut reçetesinin Bacon’a ait olduğu söylenir: 7 kısım salpeter (sodyum nitrat) + 5 kısım odun kömürü + 5 kısım kükürt.

 

Yunanlı Marcus Graecus, 1250 de yayımlanan Ateş Kitabı adlı yapıtında gizemli simya bilgileri vermektedir. Örneğin “Materia Prima, Kızıl Adam ve Beyaz Kadın birleştirilirse patlar.” ifadesi; İlksel madde, Kükürt ve Cıva karışımının patlayacağı anlamındadır.

 

Aynı yüzyılda yaşayan ünlü simyacı Raimundus Lullus, Ars Magna adlı kitabında çeşitli deneyleri yanında ansiklopedik bilgileri sağlama yöntemlerini anlatmıştır. Potasyum karbonat (K2CO3) üzerinden su çekerek mutlak alkol elde etmiştir.

 

Ünlü bir hekim olan Villanova’lı Arnald ise, hazırladığı tıp ve simya preparatlarını bir kitapta toplamıştır. Zehirli maddeleri, vücuda etkilerini incelemiş, sünger külünün guatr hastalığına iyi geldiğini saptamıştır.

 

XIV.yy.da yazılmış Geber Kitapçıkları üç birincil ruh olarak Cıva, Kükürt ve Arseniği kabul eder. Kitapçıklarda Şaplardan Sülfürik asit (H2SO4); Şap, Göztaşı ve Güherçileden Nitrik asit (HNO3) yapımı; Cehennem taşı (AgNO3); Kurşun şekeri (Pb(CH3COO)2) elde edilmesi; fırın, imbik, kül banyosu gibi aygıtlar; süzme, eritme, damıtma, kristallendirme gibi işlemler anlatılmaktadır. Kitapçıkları Cabir’in yazdığı söylemişse de bilim tarihçileri bu savın doğru olmadığı düşüncesindedirler.

 

Rönesansın tüm Avrupa kültür yaşamına kökten değişimler getiren etkisi, XVI. yüzyıla kadar simyanın gizemli yapısında önemli değişimler yapmamıştır. Bu yüzyılda yaşayan bir bilgin ilk kez simyaya karşı çıkarak yeni bir yapılanmanın yollarını açmıştır.

 

 Bilimsel Devrim Çağı ve İatrokimya

 

Zürih kenti yakınında Maria-Einseideln kasabasında doğan ve bir hekimin oğlu olan Theophrastus Bombastus von Hohenheim (1493-1541), yaklaşık 1500 yıl egemenliğini sürdüren simyacılık akımına karşı çıkarak ilaç kimyası (iatrokimya) çığırını açan bir bilgindir. Yirmi yaşında Tirol madenlerinde çalışmaya başlamış ve burada ünlü simyacı Sigismund Fugger ile tanışarak simya bilgilerini geliştirmiştir. Viyana üniversitesinde tıp eğitimini tamamladıktan sonra gittiği Ferrara üniversitesinde, eski ustaların eleştirildiği bir ortamla karşılaşması, tıp ve simyaya ilişkin görüşlerinin belirlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Burada adını değiştirerek, Roma’lı ünlü tıp otoritesi Celsus’dan daha üstün anlamına gelen Paracelsus takma adını almış ve bu adla ünlenmiştir. Çağının geleneklerine uyarak pek çok ülkeyi-ve İstanbul’u- gezen bilgin, sonraları yerleştiği Basel ve Strasbourg’da kent hekimliğine atanmıştır.

 

Kitaplarını geleneksel olarak Latince değil, Almanca ve Fransızca yazan Paracelsus’un, döneminde büyük yankılar oluşturan görüşleri içinde başta geleni, İatrokimya (ilaç kimyası) akımını öne çıkarmasıdır. Bir yandan simyacıların görevlerinin adi metalleri Altına dönüştürmek olmayıp, tıbba hizmet için ilaçlar hazırlamak olduğunu öne sürmüş; bir yandan da çağındaki hekimleri eski ustaların yazdıklarını gözü kapalı uygulayan bilgisizler olarak nitelendirmiştir.

 

Paracelsus, Archidoxa adlı kitabında, dirimselci görüşlerin etkisiyle, canlıların bedenlerinde “Üç Birincil İlke” (Tria Prima) bulunduğunu öngörmüştür:

 

1) Cıva: Ağır, akışkan ve uçucu olup, Ruh’u temsil eder. Aşırısı paralize yolaçar. 2) Kükürt: Yanıcıdır. Ateş öğesi olarak Can’ı temsil eder. Aşırısı sıcaklığı arttırır. 3) Tuz: Çözünürlük öğesidir. Beden’i temsil eder. Aşırısı diyareye neden olur.

 

Sağaltımda kullanılacak ilaçların metaller, ametaller ve bunların bileşikleri gibi arı maddeler olması gerektiği düşüncesiyle, farmakopiye Bakır, Kurşun, Cıva, Arsenik, Antimon ve tuzlarını sokmuştur. Döneminde, çok yaygın olan, en tehlikeli hastalıklardan frenginin sağaltımında Cıva kullanılmasını ilk öneren kişilerdendir. İçme sularında bulunan minerallerden Kurşunun guatr hastalığına yolaçtığını, madenci hastalığı olarak bilinen silikosise ocakların tozlu havasını solumanın neden olduğunu bulmuş, vebaya karşı hastaların dışkılarından çok küçük örnekler alarak bunlardan hazırladığı haplarla Avrupa’da ilk aşı uygulamalarını gerçekleştirmiştir. Paracelsus’un üç yüzden fazla olan öbür kitap yazdığı bilinmektedir.

 

Madencilik, metalürji ve kimya teknolojilerinin öncüsü sayılan Georgius Agricola – ya da asıl adıyla Georg Bauer – 1494 de Almanya’nın Saksonya eyaletinde doğmuştur. Leipzig ve Zwickau’da klasik yazın eğitimi gördükten sonra, Bologna ve Padua’da bir yandan matbaacılık yaparken bir yandan da kent üniversitelerinde tıp eğitimini tamamlamıştır. Ancak; ülkesine döndükten sonra, tümüyle maden arama ve metal elde etmeyle ilgilenmiştir. Agricola, 1546 da ilk sistematik mineraloji kitabı olan De Natura Fosillium (Fosillerin Doğası)’nı yayımlamıştır. Bu kitapta, maden cevheri bulunan kanalların, kayaların içindeki suların aşındırma etkisiyle oluştuklarını öne sürer.

 

Gerek yeraltı buharları ile yeraltı ateşinin etkileşmesinden gerekse yeryüzünden sızan sulardan oluşan “özsuyu” sıvıları, kanallarda dolaşarak cevherleri ortaya çıkarırlar.

 

Cevherleri mineralojik olarak sınıflandırmıştır:

 

Buharlar ve Akışkanlar

 

Cansız Topraklar

 

nesneler Basitler: Katı özsuyu

 

Taşlar

 

Tektürel: Metaller

 

Mineraller Bileşikler:Basitlerin tektürel

 

karışımı

 

Karışık:Basitlerin çoktürel karışımı

 

Sınıflandırmadaki kategorileri şöyle açıklamıştır:

 

1) Topraklar : Suyla bulamaç veren kil, tebeşir vb. 2) Katı özsuyu : Suyla sıvılaşan tuz, vitriyol, orpimen, alum ve salpeter. 3) Taşlar : Değerli ve yarı değerli taşlar. 4) Metaller : Altın, Gümüş, Cıva, Bakır, Kurşun, Demir, Arsenik, Antimon ve alaşımları. 5) Bileşikler : Galen ve Pirit.

 

Agricola’nın en büyük çalışması, 1555 yılında yayımlanan 12 ciltlik De Re Metallica (Madencilik Üzerine) adlı yapıtıdır. Madencilik ve metalürjinin hem teknik hem de ekonomik açılardan bütün yönlerinin kapsamlı ve ayrıntılı olarak incelendiği yapıt, gerçekçi biçemde çizilmiş gravürlerle zenginleştirilmiştir. Madencilikte damarların bulunması, maden cevherlerinin ocak ve galerilerden çıkarılması, kavurma, kırma, öğütme, kupellasyon gibi fiziksel ve kimyasal işlemlerin ayrıntılı betimlemeleri, kitabı uzun süre bir başvuru kaynağı konumunda tutmuştur. Bilgin, 1555 de ölmüştür.

 

1540/50-1616 yılları arasında yaşadığı sanılan Andreas Libavius, XVI. ve XVII. yüzyıllar arasındaki en önemli iatrokimyacılardan biridir. Libavius, 1597 de yayımladığı ve ilk gerçek kimya ders kitabı olarak nitelendirilen Alchemia Collecta (Toplu Alşimi)de, zamanının tüm kimya kuramlarını oldukça yansız bir tutumla açıklamıştır. Yeni görüşleri, henüz yeterince denenmemiş oldukları için ne yadsımış ne de gözü kapalı benimsemiştir. Kitabında; Antik çağda Aristoteles ve öncüllerinin dört öğe (Toprak – Hava – Su – Ateş) kuramını, Cabir’in metallerin bileşimine ilişkin (Kükürt – Cıva) kuramını, Paracelsus’un üç öğe (Kükürt – Cıva – Tuz) kuramını aynı yansızlıkla sergilemiştir. Paracelsus’un öğretisine, – örneğin kimyanın tek amacının hastalıkların sağaltılması için ilaç üretmek gibi – bazı noktalarda karşı çıkan Libavius’un kimyaya yaklaşımı, çözümleme yöntemlerinin öne çıkarılmasına dayanır. Kimyagerin birincil amacı, bileşik maddeleri bileşenlerine ayırmak ve bunların pratikte kullanım yollarını bulmaktır.

 

Kimyaya deneysel katkıları da bulunan bilginin ilk kez bireşimini yaptığı Kalay IV klorür (SnCl4), oda sıcaklığında ve nemli ortamda tüten bir sıvı olduğu için, uzun bir süre “Spiritus Fumans Libavii” (Libavius’un Dumanlı Ruhu) adıyla anılmıştır. Yakılan kükürt buharlarını, sudan geçirerek elde ettiği çözelti de, “Kükürdün Asit Ruhu” olarak adlandırılmıştır. Bireşimini yaptığı başka bileşiklerden Antimon sülfür, Amonyum sülfat ve Süksinik asit sayılabilir. Maden suyu örneklerinin suyunu uçurarak, kalan artık maddelerin tartımı ile çözümleme yöntemini önermiş; camları çeşitli metal oksitlerle renklendirerek yapay değerli taşlar elde etmiştir. Özellikle yakut renkli cam yapımı için, hammaddeye çok az Altın tozu katmanın iyi sonuçlar verdiğini bulmuştur. Mineral Testleri, Maden Suyu Çözümlemesi adlı kitapları da bulunan Libavius, kimyanın bilimselleşme sürecinde hem yazdığı ders kitapları hem de yaptığı buluşlarla çok önemli katkıları olan bir bilgindir.

 

?.I.1579 da Brüksel’de doğan, Merode kontu Johann Baptist van Helmont, iatrokimyanın kurucusu Paracelsus’un en önemli izleyicisidir. 1609 da tıpta yüksek lisans derecesini kazanarak Brüksel’de hekim ve doğa bilimci olarak çalışmaya başlamıştır. van Helmont, doğayı deneylerle inceleyen, dikkatli ve aklı başında bir bilim adamı olmasına karşın, kimi gizemci inançların etkisinden de tümüyle kurtulamamıştır. Örneğin; simyacıların metalleri dönüştüren “filozof taşı” ve evrensel çözücü “alkahest” kavramlarına inanmaktadır. Gene kökeni eskilere dayanan “kendiliğinden oluşum” görüşünün etkisiyle, kapalı bir kap içine konan un ve kirli çamaşırlardan bir süre sonra farelerin oluşacağını düşünmektedir!

 

Maddenin korunum yasalarını deneysel yollarla araştıran bilgine göre, maddesel her varlığın iki temel nedeni vardır:

 

1) Materia: Tüm nesnelerin tözüdür. Herşey için “ondan başlanan”. 2) Causa efficiens: Gerçek birincil maya. Etker neden. Herşey için “tohum olarak başlanan”.

 

Birincil öğeler olarak, su ve havayı kabul etmiştir. Paracelsus’un Cıva, Kükürt ve Tuz öğeleri ikincil önemdedir. Ateş havadan, toprak sudan oluşur. Tüm tuzlar, killer ve elle tutulur cisimler suyun ürünüdür ve çeşitli kimyasal işlemlerle gene suya dönüştürülebilirler. 1620 de yayımladığı bir kitabında sindirimin kimyasını inceleyerek, bu sürecin bir mayalanma olayı olduğunu; sindirilen besinin asit niteliğinin, bazik özellik taşıyan safrayla nötürleştirilmesiyle oluştuğunu öngörmüştür. Paracelsus’un etkisiyle, tüm canlılık süreçlerini “Archeus” adı verilen sindirim ruhunun yönettiğini de kabul etmiştir. Bu süreçle ilgili araştırmaları arasında idrarın ayrıntılı olarak özelliklerinin belirlenmesi de sayılabilir.

 

van Helmont’un kimyaya en büyük katkısı, ilk kez gazların özelliklerini ortaya koymasıdır. Böylece, XVIII.yy. da gelişecek olan hava kimyası araştırmalarının yolunu açmıştır. “Gaz” sözcüğünü, Yunanca “kaos”dan türeterek ilk kullanan Paracelsus’dur; ama “Bir kap içinde tutulamayan ya da tohumları önceden ortadan kaldırılmadıkça gözle görünür bir cisme indirgenemeyen, şimdiye kadar bilinmeyen ruha gaz adını verdim.” diyerek kimya diline sokan van Helmont’dur. Gazlarla buharlar arasındaki ayrımı – soğukta sıvı hale geçenleri buhar adıyla ayırarak – ortaya çıkaran bilgin; çok farklı gazlar olduğunu öne sürerek, havanın tek türden bir cisim olduğu düşüncesine de ilk kez karşı çıkmıştır. Döneminde farklı gazları karışımlarından ayırarak toplamak için elverişli deneysel düzenekler bulunmadığından; onları ancak gözlenebilir fiziksel özelliklerine dayanarak sınıflandırmıştır. Bu bağlamda çeşitli gazlara şu adları vermiştir: Yabanıl (ya da zaptedilmez) gaz; Rüzgarlı gaz (hava); Yağlı gaz; Kuru (ya da süblümleşen) gaz; Dumanlı (ya da bölgesel) gaz. Yabanıl adının verilmesine, bu gazı topladığı kabın bir süre sonra patlaması neden olmuştur.

 

Diğer yandan; kömürün yanmasıyla ortaya çıkan, mermer üzerine sirke gibi asitlerin etkisinden kaynaklanan, kimi maden suyu kaynakları ve maden ocaklarında raslanan ve Napoli yakınlarındaki “köpek mağarası” içinde topraktan çıkan gazların aynı madde olduğunu da bulmuştur. “Gas carbonum” adını verdiği bu madde, bugünki adıyla Karbon dioksittir. Ancak; Gümüş üzerine aqua fortis (HNO3) etkisiyle açığa çıkan Azot dioksit ile Kükürdün yanmasından oluşan Kükürt dioksit gazlarını da bu sınıfa sokması, bir yanılgı olmuştur. Çinko ya da Demirin asitlerde çözünmesinden oluşan, bataklıklarda çıkan, organik maddelerin kuru damıtılmasından elde edilen ve yiyeceklerin vücutta bozunmasından doğanları; Yanıcı gaz ya da “Gas ventosum” adıyla ayırt etmiştir. Yanma sürecinde su, duman ve ateşin kaybolup geriye külün yani toprağın kaldığını, havaya karışanların ise “Gas Sylvestre” adlı bir ruh olduğunu öne sürmüş; ancak bu süreçte havanın tümünün değil, ancak bir kısmının harcandığını da saptayabilmiştir.

 

Simya bilgilerinin XIV. ve XV. yüzyıllardaki birikimleri ile Paracelsus’un ilaç kimyası üzerine getirdiği yeni görüşlerin etkileri, XVI.yy. sonunda yaşadığı ve bir Benediktin rahibi olduğu sanılan, Basilius Valentinus’un yazdığı kitaplarda görülür. Yazdığı yaklaşık yirmi kadar kitaptan ilki, En Eski Atalarımızın Büyük Taşı adlı yapıttır. Alşimi sanatına ilişkin resimlerle donatılmıştır. Tüm Tuz Minerallerinin Doğru ve Kesin Betimlemesi ile Antimonun Zafer Arabası adlı kitaplar, sonraları Latinceye de çevrilmişlerdir. Bu son kitapta özellikle Antimon ve bileşiklerinin iatro kimyadaki önemi vurgulanmakta, merhem kıvamında bir madde olduğu için “Antimon tereyağı” olarak adlandırılan Antimon triklorürün (SbCl3) elde edilişi verilmekte, kusturucu şaraptaşı adındaki Potasyum antimonil tartaratın sağaltıcı etkisi açıklanmaktadır. Yapıtlarında; Aqua fortis (“Kuvvetli su” derişik nitrik asit), Spiritus salis (“Tuzruhu” derişik hidroklorik asit), Aqua Regis (“Kral suyu” derişik nitrik asit ve hidroklorik asitler karışımı), Aqua Vitae (“Yaşam suyu” etanol) gibi sıvıları ayrı simgelerle göstermiştir. Bizmut ve Çinko metalleri ve bileşiklerinden de söz etmekte, Kükürt trioksite (SO3) “Filozof tuzu” demektedir.

 

Önde gelen iatrokimyacıların sonuncusu olan Johann Rudolph Glauber, Karlstad kentinde 1604 tarihinde doğmuştur. Paracelsus’un iatrokimyası ile ilgilenmesi bir raslantı sonucudur. 1625 de tutulduğu tifüs hastalığından, Neustadt içmelerinin maden sularını içerek kurtulunca bu suyu incelemiş, içinde bulunan bazı kristallerin; vitriol (FeSO4), alum [Al2(SO4)3] ve kayatuzunun (NaCl) birlikte damıtılıp tuzruhu (HCl) elde edilmesinde, imbiğin içinde kalan kristallere çok benzediğini farketmiştir. Böylece, “Harika tuz” olarak adlandırdığı ve sonraları kendi adıyla tanınan “Glauber tuzu”nu (Na2SO4.10H2O) bulmuş ve bunu ilaçlarda kullanmıştır. Bu madde suda çözündüğünde çevreden ısıalan endotermik etki gösterdiğinden, ateşli hastaların içten (!) soğutulmasında kullanılmış olabilir?

 

Uzman bir metallürjist ve usta bir deneyci olan Glauber, çok sayıda kimyasal bileşik elde etmiştir. Örneğin, tuz ve salpeter (NaNO3) karışımını vitriol yağı (H2SO4) ile damıtınca, Altını çözebilen Kral suyuna (üç kısım derişik hidroklorik asitle bir kısım derişik nitrik asitten oluşan karışım) benzer bir sıvı bulmuş; yalnız salpeteri vitriol yağı ile damıtınca, aqua fortis (HNO3) elde etmiştir. Camların renklendirilmesiyle ilgili çalışmalarında, Kral suyu içinde çözünen Altını, camsuyu (K2SiO4) ile çöktürerek saydam kırmızı cam yapımında kullanmıştır. Ayrıca, kapalı kaplarda damıtılan odundan, asit ve ruhlar oluştuğunu, süblime (HgCl2) ve Stibnit (Sb2S3) mineralinden çifte bozunma ile “Antimon tereyağı” (SbCl3) elde edileceğini göstermiştir.

 

Amonyak çözeltisi ve vitriol yağından hazırladığı Amonyum sülfatı; Altın, Gümüş ve Cıvanın kral suyundaki çözeltilerini; Antimon oksit (Sb2O3) ile Tartarı (potasyum hidrojen tartarat) ısıtarak elde ettiği maddeyi tıbbi preparatlar olarak hazırlayıp, gizlice satarak geçimini sağlamıştır. Kuramsal kurgulamalarında, Paracelsus ile van Helmont arasında yer alır. Üç öğeyi kabul ederse de, Cıva yerine suyu koyar. Glauber 1670 de Amsterdam’da ölmüştür.

 

 Bağımsız Kimya ve Filogiston Kimyası

 

XVII. yüzyıl, kimyanın öbür doğa araştırmaları içinde kimlik kazanma sürecinin başlangıcı sayılabilir. Madencilik, metalürji, ilaç yapımı gibi alanlarda kimya uygulamaları büyük oranda yer almaktaydı. Kuramsal kimya ise, “Doğa Felsefesi” adıyla da bilinen ve tüm doğa bilimlerini kapsayan “Physica” içindeydi. Aydınlanma döneminde mekanikçi dünya görüşlerinin etkisiyle artık gizemli reçetelerle Altın yapma hayalleri ortadan kalkarken, toplumlarda gelişmeye başlayan endüstrileşmenin gereksinimlerini karşılayacak yöntemlerin araştırılması öne çıkmaya başlamıştır. Bunun doğal sonucu olarak elde edilecek ürünün nitelik ve niceliğini belirleyecek tepkimelerin işleyişini anlama çabaları, deneyciliğin gelişmesine yolaçmıştır.

 

İrlanda’da 25.I.1627 tarihinde doğan Robert Boyle, on iki yaşında Avrupa’ya giderek Fransa, İsviçre ve İtalya’da eğitimini tamamladıktan sonra 1644 de yurduna dönmüş ve dinbilim, felsefe, doğa bilimi alanlarında çalışmalarına başlamıştır. 1654 de Oxford kentine yerleşen Boyle, burada Wallis, Wilkins, Hooke gibi seçkin bilim adamlarından oluşan bir çevrede çalışma olanağı bulmuştur. Yardımcısı olarak seçtiği Hooke ile, havanın ve başka gazların sıkışabilirlik, esneklik gibi özelliklerini deneylerle incelemiştir. Özellikle Almanya’da Magdeburg’lu Otto von Guericke’nin yaptığı deneyleri yeniden ele almışlar ve geliştirdiği hava boşaltma pompasını daha da yetkinleştirerek çeşitli fiziksel koşullarda gaz davranışlarının yasalarını araştırmışlardır. Boyle, hava pompasıyla yaptığı deneyler sonucunda, havanın bir tür “yay” özelliğinde olduğu görüşünü geliştirmiştir. Bu yaklaşıma göre, havanın bazı kısımları atmosferin üst katmanlarının basıncı ile “bükülebilir” ya da bir başka deyişle sıkıştırılabilir. Basınç kaldırıldığında sıkışmış hava eski boyutlarını alır.

 

1660 da yayımladığı ve söz konusu hava yayına ve etkilerine değinen Yeni Fizikomekanik Deneyler adlı kitabında bu deneyler ve görüşler açıklanmaktadır. Örneğin, 17 numaralı deneyinde “makinasının baş meyvası” betimlenir. Cıva havuzuna baş aşağı batırılmış üst ucu kapalı cam borudaki cıvanın, havuz düzeyinden 76 cm yükseklikte durduğunu gösteren Torricelli deneyini inceleyen Boyle; cıva sütununu yukarıda tutan etkinin, havuz üzerindeki atmosferin basıncı olduğunu, bu basınç tümüyle kaldırılırsa borudaki cıva düzeyinin havuzdaki düzeye ineceğini öngörmüştür. Böylece, barometrik sıvıların aygıttaki yüksekliklerinin dış basınca bağlı olduğu deneysel olarak kanıtlanmıştır. [Belli miktardaki bir gazın, sıcaklık sabit tutulduğu zaman basıncının hacmi ile ters orantılı olduğunu belirten yasa; Anglosakson ülkelerinde Boyle'un, anakara Avrupa'sında Mariotte'un adıyla anılır: T=sabit ve n=sabit iken PV=sabit. Bu yasa ile ilk kez atmosferin kalınlığı hesapları yapılmıştır.]

 

Yazdığı 42 kitaptan 30 tanesi kimya ile ilgilidir. Bunların en ünlüsü, 1662 tarihinde yayımladığı Sceptical Chymist (Kuşkulu Kimyacı)dır. Çağdaş anlamda bir analizci olan Boyle yalnız simyacılara değil, iatrokimya yandaşlarına da karşıdır. Kimyayı, yararlı ilaçlar ya da değerli metaller üretimiyle uğraşan görgül bir sanat değil, doğa felsefesinin yani bilimin bir üyesi olarak görmektedir. “Ben kimyacıları hekimler için ilaçlar hazırlayan ya da metalleri altına dönüştürmeye kalkan kişiler olarak düşünmüyorum. Kimyacıların tüm çabaları, deney ve gözlem yapmak ve deneylerle sınanmamış hiçbir kuramı önceden kabul etmemek olmalıdır” diye yazmaktadır.

 

Francis Bacon ve Réne Descartes’in etkileriyle, mekanist görüşleri savunarak canlıcı (animist) ve dirimselci (vitalist) yaklaşımlara şiddetle karşı çıkar. Deneye birincil önem vermekle birlikte, önyargı taşımayan kurgulamaları da gözardı etmemiştir. Tüm varlıkların üç dört öğe ya da ilkeden oluştukları savına karşıdır. “Doğanın şifreli büyük kitabını üç dört harfle yazdığını düşünmek, tümünü bunlarla çözebilmek demektir ki, bu da olanaksızdır” demektedir. Dolayısıyla, örneğin kanın safra, tuz, ruh, yağ ve topraktan; Altının ise tuz, Kükürt ve Cıvadan oluştuğunu düşünmek yanlıştır. Origin of Forms and Qualities (Biçim ve Niteliklerin Kökeni) adlı yapıtında, maddenin atomlu yapısına ilişkin görüşleri yer alır. Sıvılardaki atomlar oldukça hareketli oldukları halde, katılardakiler durgun durumdadırlar. Descartes, nesnelerin katılığının tek nedenini eylemsizliğe bağladığı halde, Boyle bu durumu atomların biçimleri ve birbirlerine bağlanışları ile açıklamıştır.

 

Isı ile ilgili çalışmalarında, ısının, bir maddenin parçalarının hızlı uyarılması olduğunu öngörmüştür. Ateşin ısıtılan tüm nesneleri öğelerine ayrıştırdığı görüşüne karşıdır. Örneğin, tuz ve topraktan oluştuğu düşünülen camı bu öğelerine ayıramamaktadır. Odun, doğrudan yakılırsa kül ve duman verir. Ancak; damıtmayla dolaylı olarak ısıtılırsa yağlar, ruhlar, sirke, su ve kömür ortaya çıkar. Kükürt, açıkta yakılınca asit çözeltisi yapan dumanlar çıkarırken, kapalı kapta ısıtılınca süblümleşmektedir.

 

Boyle, kimyada karışım ve bileşim kavramlarını da dikkatle ayırdetmiştir. Karışımı oluşturanların kendi özelliklerini koruduklarını, bileşiğin bileşenlerinin tüm niteliklerinin değiştiğini saptamıştır. Önceleri “Görünmez Kolej”in daha sonra 31.XII.1691 de ölümüne kadar “Krallık Derneği”nin üyeliğini yapan Robert Boyle, kimyanın deneye dayanan bir bilim olması için en etkili çalışmaları yapan bilginlerden biridir.

 

XVIII. yüzyıl kimyasının büyük ilgi alanı, metallerin kalsinasyonu (yüksek sıcaklıklara çıkararak metallerin oksitlenmesi) ile ateş ruhlarının işlevlerini yerine getiren yanma ve patlama olaylarıdır. Esasen, yanma ve patlamayla ilgili bilgiler, metallerin cevherlerinden elde edilmelerinde ne gibi değişiklikler olduğunu anlamamızı da kolaylaştırır. Isının cisimlere etkisiyle ilkçağdan beri alşimistler de yakından ilgilenmişlerdir. Altın ve Gümüş dışında, açık potalarda ısıtılan bütün metaller, oksitlenerek bir cüruf bırakırlar. Genellikle bir ayrım yapmadan hepsine “Calx” (Lat: kireç) adı verilen bu cürufların (metal oksitlerin), metallerinden farklı ağırlıkta oldukları daha XVI.yy.da saptanmıştı. Bu kimyasal değişim, çeşitli görüşlerle açıklanmaktaydı: Örneğin, kalsinasyon (genellikle cevherlerin bozundurma amacıyla ısıtılmaları) işleminde bir tür ruhun metalden kaçtığı; ateşten bir tür asit soğurulduğu; maddenin yoğunluğunun arttığı; ateşin ağırlık ürettiği ve bu ağırlığın metal tarafından soğurularak calx oluşturduğu öne sürülen görüşlerden bazılarıdır.

 

Boyle’un ardıllarından Alman simyacı Johann Joachim Becher (1635-1682), tüm minerallerin üç gerçek-dört öğe ya da üç öğe gibi düşünsel olmayan-topraktan oluştuğunu düşünmektedir. Ona göre bir cismin yanmasına neden olan şey, içerdiği etkin “yanabilirlik ilkesi” dir. 1669 da bu ilkeye “Terra Pinguis” (Yanıcı ya da yağlı toprak) adını vermiştir. Becher’e göre yanan her cisim, gizil olarak yanabilirlik ilkesi taşır ve yanma sürecinde bu madde uçup gider.

 

(1660-1734) arasında yaşamış olan Alman kimya ve tıp bilgini Georg Ernst Stahl, Becher’in düşüncesini geliştirerek evrensel yanabilirlik ilkesini ya da tözünü, “Filogiston” olarak adlandırmıştır. Sözcük, Yunanca Phlogos (alev)’den türetilmiştir. Filogiston, ateş maddesi ve ilkesi olup, ateşin kendisi değildir. Kurama göre metaller ve fosfor gibi başka elementler kalsinlendikleri zaman filogiston yitirirler. Tersine, calx metale indirgendiğinde filogiston alır. Bu yaklaşım, metal oksitleri element sayarken, metalleri calx ile filogistondan oluşan bileşikler kabul etmektedir. Yanmayı bir çevrimle açıklayan bilgin şu örneği vermektedir: Kükürt yandığında uçucu bir asit oluşur. Bu asitin tuzları kömür tozuyla ısıtılırsa gene kükürt elde edilir. Çevrimde filogiston, kömürle aynı davranışı göstermektedir.

 

Kükürt – Filogiston ® Uçucu asit

 

Uçucu asit + Filogiston ® Kükürt

 

Metaller için de aynı durum söz konusudur. Kurşun, kalsinlenme ile filogiston yitirerek calx oluşturur. Calx, kömürle ısıtılırsa metal yeniden elde edilir. Bu görüşe göre Kurşun metali=filogistonlu kurşun+calx ile gösterilen bir karışım olmaktadır. Soy olmayan Kurşun böyle davranırken, soy metal Altın, filogistonundan asla ayrılmaz! Bir mum yakıldığında, hava serbest kalan filogistonu çözer. Kapalı bir kap içinde yakılmış mumun bir süre yanması, havanın filogistonu tutma ya da çözme kapasitesinin sınırlı olmasıyla açıklanmıştır.

 

“Filogistonsuz hava” deyimi o dönemde henüz bilinmeyen oksijene karşılıktır. Kömür ise yandığı zaman “sabit hava” (karbon dioksit) vermektedir:

 

Kömür + Filogistonsuz hava ® Sabit hava

 

Böylece kavurma fırınında

 

Cevher + Filogistonsuz hava ® Calx + Kükürtlü dumanlar

 

tepkimesi oluşur. Kapalı fırında calx ile ısıtılan kömür, ortamda serbest halde yeterli filogistonsuz hava bulunmadığı için, sabit havayı calx’ı bozarak meydana getirir.

 

Kömür + Calx ® Metal + Sabit hava

 

Öne sürülen şemaya dayanarak, kullanılan calx ile elde edilen metalin ağırlıkları arasındaki farkın, kullanılan kömürle oluşan sabit havanın ağırlıkları arasındaki farka eşit olduğu, Black tarafından deneylerle saptanmıştır.

 

Filogiston, bir tek töze karşılık olmamıştır. Kömür, ısı ya da ışık olabilir. Ağırlık oranlarının gözardı edilmesiyle gelişen bu kavram, Leibniz’de “vis est substantia” (kuvvet tözdür) önermesiyle özdeşleşmiştir. Immanuel Kant ise Saf Aklın Eleştirisi adlı kitabında “Filogiston kuramı doğa bilimcilere bir ışık gibiydi.” diye yazmaktadır. Beri yandan, bu kuram, içeriğinde “negatif ağırlık” gibi metafizik nitelikler taşıdığı için Newton tarafından benimsenmemiştir.

 

Dinbilimci, eğitimci, deneysel kimyacı ve özgürlük savaşçısı olarak çağında haklı bir ün kazanan Joseph Priestley, 13.III.1733 tarihinde İngiltere’nin Leeds kenti yakınlarında doğmuştur. Dinbilim ve dilbilim eğitimi gören Priestley, çeşitli kentlerdeki kiliselerde rahip ve vaiz olarak çalışmıştır. 1761 de, Warrington akademisi dil ve güzel yazı öğretmenliğine atanmıştır. 1767 de yayımladığı Elektriğin Tarihi adlı kitabında; içi boş ve elektrikle yüklenmiş, iletken bir kürenin içinde-Cavendish’in ters kare yasasıyla gösterdiği gibi-elektriksel kuvvet bulunmadığını, Benjamin Franklin tarafından önerilen yöntemle açıklamaktadır. Bir birahanenin yakınında oturduğu için bira fıçıları üzerinde biriken sabit havayı (karbon dioksit) basınç altında bira içinde çözündürmeye çalışmış, bu alandaki uğraşısı daha sonra su içinde karbon dioksiti basınçla çözündürerek elde ettiği “Sodalı su” adlı içeceğin kısa sürede tüm Avrupa’ya yayılmasına yolaçmıştır.

 

Bir soylunun yanında kütüphaneci unvanı ile altı yıl kalan Priestley’in bu sürede tamamladığı 20 kitap içinde en çok yankı uyandıranı, gazlar üzerine en önemli çalışmalarının sonuçlarını toplayan Experiments and Observations on Different Kinds of Air (Havanın Farklı Türleri Üzerine Gözlem ve Deneyler) adlı üç ciltlik yapıttır. Gazlarla ilgili deneylerinde yeni teknikler kullanan bilgin, örneğin tepkimelerde çıkan ürünleri su yerine Cıva üzerinde toplayarak suda çözünme etkisini engellemiş, kirlenmeyi önlemek için ısıtma işlemini büyüteçlerle ve içbükey aynalarla yapmıştır.

 

Alkali hava (NH3) (Amonyak), vitriolik asit hava (SO2) (Kükürt dioksit), fluor asit hava (SiF4) (Silisyum tetraflorür), daha önce bulunandan farklı özellikte bir tutuşkan hava (CO) (Karbon monoksit), asit hava (HCl) (Klorlu hidrojen), nitröz hava (NO2) (Azot dioksit), zayıflatılmış nitröz hava (NO) (Azot monoksit), filogistonlu hava (N2) (Azot), Kükürtlü hidrojen (H2S) ve filogistonsuz hava (O2) (Oksijen) gibi çok sayıda gazı bulmuştur. 1771 de yaptığı gözlemlerle; mumların yanması, hayvanların soluması ve çürüme nedeniyle bozulan havanın; nane, ıspanak, kanarya otu gibi yeşil bitkilerle biraz olsun temizlendiğini saptamıştır. Notlarında, “Çok sayıda hayvanın solumasıyla sürekli yaralanan atmosfer, sebze üretimiyle bir parça onarılabilir.” diye yazmaktadır.

 

Hayvanlarda kanın işlevini, canlı bedenindeki filogistonu dışarı atmak olarak belirlemiştir.

 

Kimyaya en önemli katkısı sayılan Oksijen gazını ilk kez elde edişi, 1.VIII.1774 tarihinde yaptığı bir deneyin sonucudur. Çeşitli kimyasal maddelerden havayı ayırmak için yaptığı deneylerden birinde, içine kırmızı çökelek adıyla bilinen (HgO) Cıva II oksit koyduğu ve dev büyüteçlerle ısıttığı kaplarda bu maddeden bir tür havanın (gazın) kolayca ayrıldığını gözlemiştir. Bu hava suda pek fazla çözünmemekte, kendisi yanmadığı halde, içine konan bir mumun alışılmadık şiddette yanmasına neden olmaktadır. Filogiston kuramına bağlı olan bilgin, çeşitli maddelerin normal havada orta alevle yanarken bu gaz içinde şiddetle yanmasını hiç filogiston taşımadığı ile yorumlayarak, elde ettiği gaza “Filogistonsuz hava” adını vermiştir. İçinde bu gaz bulunan bir farenin, kapta normal hava olduğundan iki kat uzun süre yaşadığını saptayınca, denemeyi kendi üzerinde yapma cesaretini de göstermiştir. “Buharı solumayı kestikten bir süre sonraya kadar, göğüste garip bir hafiflik ve rahatlığın sürdüğünü” yazarak, tıpta kullanım yollarının aranmasını öğütlemektedir. Hayvanların parlak kırmızı renkli kanlarını basıncı düşürülmüş kaplarda çalkalayınca renklerinin koyulaşarak toplardamarlardaki kana benzediğini, sonra bunların havayla çalkalanınca gene parlak kırmızıya döndüğünü saptamıştır.

 

Aynı yılın sonbaharında Paris’e giden bilgin, burada ününe layık bir ilgiyle karşılanmıştır, Lavoisier ile görüşmeleri kimya tarihinde önemli bir olay sayılır.

 

Bir çok dedikoduyla bulanmış olan buluşmada Priestley’in kırmızı çökelekle yaptığı deneyi ve bulduğu gazı anlattığı, buna karşı Lavoisier’in iki yıl önce Bilimler Akademisi’ne mühürlü bir zarf içinde verdiği çalışmasının içeriğinden söz ettiği söylenmektedir. Fransız bilgin bu araştırmasında; Kalay ve Kurşunun kalsinlenmesinde, Kükürtle Fosforun yakılmasında ağırlıkların arttığını, litarjın (PbO) (Kurşun oksit) ısıtılmasında ise çok fazla hava salındığını saptamıştı. Günümüzde bilim tarihçileri, oksijeni ilk kez bulan bilginin Priestley olduğunu kabul ederler.

 

Priestley, 1780 yılında Birmingham kentinde Yeni Birlik Cemaati rahipliğine atanmış, burada James Watt, Josiah Wedgwood, James Keir, Matthew Boulton gibi bilim adamlarıyla yakın ilişki kurarak kentte canlı bir bilim çevresinin oluşumunu sağlamıştır. Fransız devriminin ve Amerikan bağımsızlık hareketinin etkisiyle geliştirdiği özgür düşüncelerini sergilediği, gerek politika gerekse dinbilim konularında ardı arkası kesilmeden yayımladığı kitapçıklar; hem resmi kuruluşların hem de Anglikan kilisesinin şimşeklerini kısa sürede üzerine çekmiştir. Bu kurumların bilginden bir tür öç alma istekleri öylesine kamçılanmıştır ki, Birmingham’da örgütleyip kışkırttıkları büyük bir kitle, Bastille kalesinin zaptını kutlamak amacıyla 14 Temmuz 1791 de toplanan bir yemekte bulunduğu gerekçesiyle ayrılıkçı kiliseleri ve papaz evlerini üç gün yakmış, yıkmış ve yağmalamıştır. Gerçekte, söz konusu yemekte bulunmadığı halde, Priestley’in evi ve laboratuvarı talan edilen yerlerin başında gelmektedir. Çığırından çıkmış bu ortamda barınma olanağı kalmadığı için Londra’ya kaçan bilgin, burada da benzer baskılarla karşılaşınca 1794 yılında Amerika’ya göçmüş ve yaşamının son on yılını bu ülkede geçirerek 6.II.1804 de Pennsylvania’da ölmüştür.

 

10.X.1731 tarihinde Fransa’nın Nice kentinde doğan Henry Cavendish, III. Devonshire dükünün oğlu olmasına karşın, soyluların çevresinden uzak kalarak tüm yaşamını bilimsel çalışmalarına adamıştır. Cambridge ve Paris üniversitelerinde bir süre okuduktan sonra Londra’ya yerleşen ve evinde kurduğu laboratuvarda çalışmalarını sürdüren bilginin kimya konusunda 1776 da yayımladığı ilk kitabı, Düzmece Havalar Üzerine adındadır. Üç kısımdan oluşan kitabın girişinde, “Düzmece Havalar deyimi ile, genellikle diğer nesneler içinde esnek olmayan halde bulunan ve kimya sanatı ile üretilebilen herhangi bir tür havayı kasdediyorum.” demekte ve örnek olarak Black’in sabit havasını (karbon dioksiti) vermektedir.

 

Kitapta sabit hava ile yaptığı deneylerin bazıları şunlardır: Kapalı bir kabın içinde yanan mum, oluşan sabit havanın tüm hacime oranı 1/9 olunca söner. Su, laboratuvar sıcaklığında kendi hacminden fazla sabit hava soğurur. Soğuk suda soğurma daha çoktur. Şarap ruhu (etanol) ise, kendi hacminin 2,25 katı kadar bu gazı soğurur. Kireçtaşı, mermer ve inci külü (K2CO3) (Potasyum karbonat) üzerine asit etkisiyle sabit hava elde ettiği gibi; çürüme ve mayalanma süreçlerinde de bu gazın ortaya çıktığını saptamıştır. Ayrıca Çinko, Demir ve Kalay üzerine seyreltik Sülfürik ve Hidroklorik asitlerin etkisiyle elde ettiği – günümüzde Hidrojen olarak bilinen – gaza “Tutuşkan hava” adını vermiştir. Filogiston kuramına inandığı için metale asit etkisini

 

Calx + f + Asit ® Calx + Asit + f

 

Metal Tuz Tutuşkan

 

hava

 

tepkimesiyle açıklamaktadır. Tepkimede tutuşkan hava, filogistonun simgesi f (Yunanca fi harfi) ile gösterilmektedir. Tutuşkan havanın asitten değil metalden kaynaklandığını düşündüğü için “Asitlerin etkisiyle metallerdeki filogiston – doğası değişmeden – uçar ve tutuşkan havayı oluşturur.” görüşündedir.

 

Metallere sıcak, derişik Sülfürik ve Nitrik asitlerin etkisiyle çıkan Kükürtlü buharlar (SO2) (Kükürt dioksit) ile kırmızı buharların (NO2) (Azot dioksit), bu asitlerle filogistonun yaptığı bileşikler olduğunu öne sürmüştür. Bir başka deneyinin sonucunda tuzruhu (HCl) içinde Bakır telin ısıtılmasıyla “…önemli bir ısı değişikliği olmadan suyun şiddetle püskürüp şişeyi tümüyle doldurduğu”nu ve asitten oluşan buharların “…suyla karşılaştıklarında esnekliklerini tümüyle yitirdiklerini” yazmaktadır.

 

Cavendish’in, tutuşkan hava (H2) ve filogistonsuz hava (O2) ile su elde etme çalışmaları, Priestley’in uğraşılarının devamı sayılabilir. İlk deneylerinde, kapalı bir kap içinde bu iki gazın karışımı patlatıldığında, sistemin ağırlığında bir değişiklik olmadığını saptamıştır. Hava Üzerine Deneyler adlı anılarında suyun bireşimiyle ilgili deneylerini anlatmaktadır:

 

“Tutuşkan hava ile normal hava uygun oranlarda karıştırılıp patlatıldığında; tutuşkan havanın tümü, normal havanın ise yaklaşık 1/5 kadarı esnekliklerini yitirerek kabın iç çeperinde nem olarak yoğunlaşmışlardır. Bu nemin doğasını daha iyi anlamak için, havalar birlikte yakılmış, yanık hava 8ft ( 2,5m) boyunda bir cam borudan geçirilmiştir. Deney sonunda; kokusu ve tadı olmayan, buharlaştırıldığında geride artık bırakmayan, hemen hemen arı 135 grain (8,75g) su yoğunlaşmıştır.”

 

Daha sonra 37000 grain (2400g) tutuşkan ve filogistonsuz havalar karışımından elektrik kıvılcımı geçirerek 19500 grain (1264g) su elde etmiştir. Bu araştırmalarından 1766 da şu sonuca ulaşmıştır:

 

“Sanırım ki, filogistonsuz hava aslında filogistonsuz sudan ibarettir. Bir başka deyişle filogistonsuz hava filogistonla birleşince su yapar. Tutuşkan hava ise arı filogiston olmalıdır.” Böylece 1784 de ilk kez hacimsel bileşimini bularak, suyun element değil, bir bileşik olduğunu ortaya çıkarmıştır. Gizli ve özgül ısılar üzerine Black’in deneyleri ve kuramlarına dayanan deneyler yapan bilgin-aslında filogiston kuramının yandaşı olduğu halde-eski maddesel yapısı görüşüne karşı çıkarak, ısının bir cismin parçacıklarının iç hareketleri olduğunu öne sürmüştür. Yayımlamadığı araştırmaları arasında elektrikle ilgili olanlar da oldukça önemlidir. Örneğin; tuz çözeltilerinin iletkenliklerini ilk kez ölçmüş, özgül indüktif kapasiteyi bulmuş, elektrik niceliği ile yeğinliği arasındaki ayrımı belirlemiştir.

 

24.II.1810 da ölen bilginin anısına saygı olarak, Cambridge üniversitesinin büyük bir laboratuvarına adı verilmiştir.

 

XVIII. yüzyıl kimyasının belirleyici niteliği olan filogiston kimyasının önde gelen temsilcilerinden Carl Wilhelm Scheele, İsveç’in Stralsund kentinde 9.XII.1742 yılında doğmuştur. İyi bir ilkokul eğitiminden sonra, onbeş yaşında eczacı çırağı olarak çalışmaya başlaması, bulabildiği kimya kitaplarını okumasına ve kimi deneyler yapabilmesine olanak sağlamıştır. 1768 de Stockholm’e giderek nicel çözümleme yöntemlerini bulan kimyacı Tobern Olaf Bergman’ın bir yardımcısıyla karşılaşmış ve onun desteği ile iki yıl sonra Uppsala’da çalışma olanağı bulunca, ünlü bilginle de tanışabilmiştir. Bergman, genç eczacıya Pirolusit adındaki Mangan mineralini araştırmasını öğütlemiş ve tüm gücü ile onu destekleyerek çalışmalarının bilim çevrelerinde tanınması için uğraşmıştır. Sonunda Scheele, 1775 de İsveç Krallık Akademisi’ne üye seçilen tek eczacı çırağı olarak onurlandırılmıştır. Almanya ve İngiltere’den gelen çağrıları geri çeviren Scheele, bir süre sonra küçük bir kasaba olan Köping’e yerleşerek bir eczanenin kalfalığını kabul etmiş ve yaşamının sonuna kadar burada kalmıştır. Varsıl olmak için uğraşmaya hiçbir eğilim göstermeyen bilginin yaşamdaki tek hedefi, doğanın henüz açığa çıkmamış gerçeklerinin araştırılması olmuştur.

 

Scheele’nin kimya kuramına yaklaşımı tutucu sayılabilir. Ancak, şaşılacak derecede gözlem yeteneğine sahiptir ve el attığı her araştırmadan bir buluş yapacak kadar beceriklidir. Yanma olayları üzerine oldukça kapsamlı deneylerini ve yorumlarını içeren, hatta Priestley’den en az bir yıl önce (İ.S.1773) de bulduğu oksijeni de betimlediği, Chemische Abhandlung von der Luft und dem Feuer (Hava ve Ateş Üzerine Kimyasal İncelemeler) adlı yapıtı, yayınevinin işini savsaklamasından dolayı ancak dört yıl sonra yayımlandığı için, bilim tarihçileri bu elementi bulma onurunu Priestley’e verirler. Yıllar sonra, özgün laboratuvar notları incelenince Scheele’nin buluştaki önceliği anlaşılabilmiştir.

 

Havayla yaptığı ilk deneylerinde, “Tutuşkan madde” adını verdiği filogistonu bol olan çeşitli sıvı ve katılar üzerinde tutulan havadaki hacim azalmalarını ele almıştır. Bunlar arasında Kükürt karaciğeri (K2S2O3+K4S3) (Potasyum tiyosülfat ve Potasyum polisülfür karışımı), beziryağı, içinde Kükürt çözünmüş kireç sütü [S+Ca(OH2)], suyla nemlendirilmiş Demir yongaları vardır. Bu maddeler, kapalı kaplar içinde tutulduklarında, birkaç gün içinde üzerlerindeki havanın yaklaşık dörtte birini soğurmaktadırlar. Geriye kalan gazda tutuşkan madde bulunmamaktadır. Bu gaz, adi havayla filogistonun birleşmesi ve sıkışmasından oluşmuşsa – filogiston eksi ağırlıklı sayıldığı için – adi havadan daha yoğun olması gerekirken, deneyler tam tersini göstermektedir ve adi havanın farklı iki bileşenden oluştuğu gözlenmektedir. Bileşenlerden nicelikçe çok olanı filogistonu çekerken öbürünün böyle bir özelliği yoktur. Scheele filogistonu çeken bileşene “kirli hava” öbürüne “ateş havası” adlarını vermiştir. Bu gazlar daha sonra sırayla Azot ve Oksijen olarak adlandırılacaktır.

 

Deneylerinden birinde, su üzerinde başaşağı çevrilmiş bir cam balon içinde adi hava ile tutuşkan madde dediği Hidrojeni yakınca su, balonun dörtte birini doldurmuş ve alev sönmüştür. Sıcak su kullandığı için cam balon da ısınmış olduğundan, tepkime ürünü olan su buharı kabın çeperlerinde yoğunlaşmadığı için bunu camdan kaçan ısı olarak nitelemiş,

 

Isı ® Ateş havası + f

 

denklemiyle göstermiştir. Bu görüşle, çeşitli yöntemlerle ısıyı bozundurarak ateş havasını serbest bırakmaya ve bu yolla bir mumu parlak alevle yakmaya çalışmıştır. İlk deneylerinde, bileşenleri ateş havası (O2) ve filogiston (H2) olan ısıyı bozundurmak için, filogistonu çekme eğilimi ateş havasınınkinden daha fazla olan bir madde vermek gerektiğini düşünerek, bu amaçla metalleri kolayca etkileyip filogistonlarını çıkaran ve kırmızı dumanlar salan Nitrik asiti (HNO3) seçmiştir. Nitrik asit yakıcı potasla (KOH) (Potasyum hidroksit) sabitleştirilmiş, oluşan nitre (KNO3) (Potasyum nitrat) bir imbikte vitriol yağı (H2SO4) (Sülfürik asit) ile yüksek sıcaklıkta damıtılarak yeniden nitrik asit elde edilmiştir.

 

HNO3 + KOH ® KNO3 + H2O

 

KNO3 + H2SO4 ® KHSO4 + HNO3

 

Damıtmada çıkan kırmızı dumanlar, imbiğin boğazına takılmış bir torbada bulunan kireç sütüyle tutulurken, torbayı dolduran renksiz bir havanın içine sokulan bir mumun, parlak bir alevle yandığı saptanmıştır.

 

2HNO3 ® 2NO2 + H2O + (1/2)O2

 

2NO2 + Ca(OH)2 ® Ca(NO2)2 + H2O + (1/2)O2

 

Bu renksiz gaz, ateş havası yani oksijendir.

 

Çeşitli alanlardaki sayısız buluşlarını ölümüne kadar sürdüren Scheele’nin kimyaya belli başlı katkıları şöyle özetlenebilir:

 

Kemik külünden Fosforu (P) bulmuş, Fosfora Sülfürik asit etkisiyle Fosforik asiti (H3PO4) elde etmiştir. Florspar mineralinden silisli minerallerin kimyasal nicel çözümlemesinde çok kullanılan Hidrofluorik asiti (HF) ve bu asitle işlem sonunda açığa çıkan, Silisyumun uçucu bileşiği Silisyum tetraflorürü (SiF4) elde etmiştir. Kara manganezi muriatik asit (HCl) (Hidroklorik asit) ile tepkimeye sokarak, “Filogistonsuz muriatik asit” adını verdiği Klor gazını (Cl2) bulmuş, çeşitli Manganez ve Baryum bileşiklerini belirlemiş, Scheele yeşili ya da İsveç yeşili adı verilen Bakır arsenit (CuHAsO3) pigmentinin bireşimini yapmıştır.

 

Anorganik asitlerden, Arsenik asit (H3AsO4), Tungstik asit (H2WO4) ve Molibdik asitin (H2MoO4); organik asitlerden ise Tartarik asit (C4H6O6), Oksalik asit (C2H2O4), Laktik asit (C3H6O3), Müsik asit (C6H10O8), Ürik asit (C5H4N4O3), Sitrik asit (C8H8O7), Maleik asit (C4H4O4) ve Gallik asidin (C7H6O3) ilk kez bireşimlerini başarmıştır. Doğada fiziksel özellikleri çok benzeyen grafitle (C), molibdenit (MoS2) (Molibden sülfür) mineralinin farklı oluşumlar olduğunu saptamıştır. Bilim ortamından uzakta, yetersiz donanımla, tek başına olağanüstü buluşları gerçekleştiren Scheele, en verimli çağında iken 21.V.1786 tarihinde 44 yaşında ölmüştür.

 

 Modern Kimya

 

Kimyanın tarih boyunca geçirdiği metafizik ve gizemli niteliklerle dokunmuş çeşitli dönemlerinin sonunda gerçek bilimsel niteliğine kavuşması, XVIII. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olan ünlü Fransız bilgini Antoine Laurent Lavoisier ile başlamıştır.

 

26.VIII.1743 tarihinde Paris’te doğan Lavoisier, varsıl bir parlamento avukatının tek çocuğudur. Kuvvetli bir eğitim aldığı Mazarin kolejinde matematik ve astronomiyle yakından ilgilenmişse de, babasının izinden giderek yüksek öğrenimini hukukla tamamlamıştır. Doğa bilimlerine ilgisini, özel derslerle sürdürerek, Guillaume François Rouelle’den kimya, Bernard de Jussieu’den botanik, Guttard’dan mineraloji öğrenmiş; özellikle Paris bölgesi alçı taşlarının çözümlemesiyle ilgili çalışmalarını 1765 yılında yayımlayarak kimya alanındaki ilk yapıtını vermiştir. Bir yıl sonra , Bilimler Akademisi’nin düzenlediği “Büyük bir kenti aydınlatmak için kullanılacak araçlar” adlı yarışmaya katılmış ve en iyi çözümü önerdiği için altın madalya ile ödüllendirilmiştir.

Atom Modelleri

 

Thomson Atom Modeli :

 

(1902) üzümlü kek şeklindeki atom modeli;

Thomson atom altı parçacıklar üzerinde çalışmalar yaparken icat ettiği katot tüpü yardımıyla 1887 yılında elektronu keşfinden sonra kendi atom modelini ortaya attı. Thomson’a göre Atom dışı tamamen pozitif yüklü bir küre olup ve negatif yüklü olan elektronlar ise kek içerisindeki gömülü üzümler gibi bu küre içerisine gömülmüş hâldedir.

 

Rutherford Atom Modeli:

 

(1911) güneş sistemine benzeyen atom modeli;

Thomson’un modeline pek inanmayan Rutherford ünlü alfa saçılması deneyi ile kimya tarihine nükleer atom kavramım sokarak yeni çığır açmıştır. İnce altın levhayı radyoaktif atomların yayınladıkları alfa ışınlarıyla bombardımana tabii tutan Lord Ernest Rutherford gözlemlerine ve deneylerinin sonuçlarına dayanarak, atomun Thomson tarafından hayâl edilmiş fon statik topluluk olamayacağına hükmetti. Ve atomun yapısını, topta gezegenlerin Güneş’in etrafında gravitasyon kuvvetinin etkisiyle dolandıkları gibi gibi elektronlum da pozitif yüklü bir çekirdeğin etrafında elektriksel çekim kuvvetinin etkisi alanda dolanmakta olduğu dinamik bir model olarak açıkladı.

 

Bohr Atom Modeli :

 

(1913) kuvantum teorisinin sahneye çıkışı;

Rutherford atom modeli üzerinde kafa yoran Danishy;markalı fizikçi Niels Bohr, klasik fizik gereği çekirdeğin etrafında dolanan elektronların ivmeli hareketlerinden dolayı, enerji kaybederek çekirdeğe düşmeleri gerektiğini düşündü. Ama hiç de böyle olmamakta ve atom kararlılığını muhafaza etmektedir. Bohr atomun bu karalılığını;

1. Elektron hareketlerinin ancak belirli yörüngeler (enerji seviyeleri) üzerinde mümkün olmasıyla,

2. Elektronun, bir yörüngeden bir başkasına geçişini ise belirli bir miktarda (bir kuvantum miktarında) bir enerji kazanmasına (ya da kaybetmesine) bağlı olduğuna, ve

3. Bir atomda, elektronların daha da alana düşmeyecekleri bir en alt enerji düzeyinin var olmasıy*la açıklamaktadır.

 

De Broglie’un Atom Modeli:

 

(1923) Broglie’un dalga modeli;

Bohr’un atom modeli elektonların yörüngeler arası geçişlerin mümkün kılan “enerji (kuvantum) sıçramaları” açıklamakta yetersiz kalmaktaydı. Bunun çözümü Fransız fizikçisi Prens Victor De Broglie tarafından teklif edildi. De Broglie bilinen bazı tanecik*lerin uygun koşullar altında tıpkı elektromanyetik radyasyonlar gibi, bazen de elektromanyetik radyasyonların uygun şartlarda tıpkı birer tanecik gi*bi davranabileceklerini düşünerek elektronlara bir “sanal dalga”nın eşlik ettiği öne sürerek bir model teklif etti. Bu modele göre farklı elektron yörüngelerini çekirdeğin etrafında kapalı dalga halkaları oluşturmaktaydılar.

 

Born’un Atom Modeli :

 

(1927) olasılık kavramına dayanan atom modeli;

Almanya’lı kuramsal bir fizikçi olan Born Heisenberg’in belirsizlik ilke katlamakla beraber bir takım olasılık ve istatistiki hesapar neticesinde bir elektronun uzaydaki yerini yaklaşık olarak hesap etmenin mümkün olabileceğini öne sürdü. Born Schrödinger’in dalga denklemini olasılık açısından yorumlayarak dalga mekaniği ile kuvantum teorisi arasında bir bağıntı kurdu. Böylece elektronun uzayın bir noktasında bulunması ihtimalinin hesaplanabileceğini göstermiş oldu

 

ATOM MODELLERİ

 

Bugün bildiğimiz atom bilgisi, teorik ve deneysel konularda yıllardır sürekli yapılan çalışmaların bütünüdür. Çalışmalar sonucunda atomun varlıgıı kesin bilgi hâlini aldıktan sonra, onları daha yakından tanımak, özellikleri ile ilgili araştırma ve incelemeler yapmak için modeller tasarlanmaya başlanmıştır. Model, bir konu ya da olayın anlaşılmasını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanır, ancak olayın gerçek niteliğini belirtmez.

 

Atom modelleri; ilim adamları tarafından hayal edilmiş tablolardan ibarettir. Bunlar atomu doğrudan doğruya gözlemleyerek yapılan taslaklar değildir. En sade atom modelinde atomlar, içi dolu esnek küre olarak kabull edilir. Şimdi atom modellerini inceleyelim.

 

1.1.1. DALTON ATOM MODELİ

 

Sabit oranlar kanunu ve katlı oranlar kanunu olarak gördüğümüz bileşiklerdeki kütlesel ilişkilere bakarak 1803 yılında John Dalton, maddelerin çok çok küçük yapı taşlarının topluluğu halinde bulunduğu, fikrini ileri sürdü.

 

Dalton atom teorisi olarak ortaya konulan temel özellikler şunlardır;

 

1. Maddelerin özelliklerini gösteren birim parçacıklar atomlar veya atom gruplarıdır.

2. Aynı cins elementlerin atomları birbirleriyle tamamen aynıdır.

3. Atomlar içi dolu kürelerdir.

4. Farklı cins atomlar farklı kütlelidir.

5. Maddenin en küçük yapıtaşı atomdur. Atomlar parçalanamaz.

6. Atomlar belli sayılarda birleşerek molekülleri oluştururlar.

 

Örneğin, 1 atom X ile l atom Y’den XY, l atom X ile 2 atom Y den XY2 bileşiği oluşur. Oluşan bileşikler ise standart özellikteki moleküller topluluğudur.

Atomla ilgili günümüzdeki bilgiler dikkate alındığında Dalton atom modelindeki eksikliklere ek olarak üç önemli yanlış hemen fark edilir.

 

1. Atomlar, içi dolu küreler değildir. Boşluklu yapıdadırlar.

2. Aynı cins elementlerin atomları tam olarak aynı değildir. Kütleleri farklı (İzotop) olanları vardır.

3. Maddelerin en küçük parçasının atom olduğu ve atomların parçalanamaz olduğu doğru değildir. Radyoaktif olaylarda atomlar parçalanarak daha farklı kimyasal özellikte başka atomlara ayrışabilir; proton, nötron, elektron gibi parçacıklar saçabilirler.

 

1.2. THOMSON ATOM MODELİ:Üzümlü Kek Modeli

 

Dalton atom modelinde (-) yüklü elektronlardan ve (+) yüklü protonlardan söz edilmemişti. Yapılan deneyler yardımıyla, katot ışınlarından elektronun, kanal ışınlarından protonun varlığı ortaya konulmuştu. Bu bilgiler ışığında Thomson’un atomla İlgili fikirlerini aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.

 

1. Protonlar ve nötronlar yüklü parçacıklardır. Bunlar yük bakımın*dan eşit, işaretçe zıttırlar. Proton + 1 birim yüke; elektron ise -1 birim yüke eşittir.

2. Nötr bir atomda proton sayısı elektron sayısına eşit olduğundan yük*ler toplamı sıfırdır.

3. Atom yarıçapı 10-8 cm olan bir küre şeklindedir. Söz konusu küre içerisinde proton ve elektronlar atomda rast gele yerlerde bulunurlar. Elektronun küre içindeki dağılımı üzümün kek içindeki dağılımına benzer.

4. Elektronların kütlesi ihmal edilebilecek kadar küçüktür. Bu nedenle atomun ağırlığını büyük ölçüde protonlar teşkil eder.

 

Nötron denilen parçacıklardan bahsedilmemesi Thomson Atom teorisinin eksiklerinden biridir. Proton ve elektronların atomda rastgele yerlere bulunduğu İddiası ise teorinin hatalı yönüdür.

 

1.1.3. RUTHERFORD ATOM:Çekirdekli Atom Modeli.

 

Atomun yapısının açıklanması hakkında,önemli katkıda bulunanlardan birisi de Ernest Rutherford (Örnıst Radırford) olarak bilinir. Rutherford’dan önce Thom*son atom modeli geçerliydi. Bu modele göre, atom küre şeklindedir. Ve küre içerisinde proton ve elektronlar bulunmaktadır.

 

Acaba bu proton ve elektronlar atom içerisinde belirli bir düzene mi, yoksa rastgele bir dağılım içerisinde mi bulunuyorlar? Bu sorunun cevabı daha bulunamamıştı. Rutherford bu sorunun cevabı ve Thomson atom modelinin doğruluk derecesini anlamak için yaptığı alfa (a) parçacıkları deneyi sonucunda bir model geliştirmiştir.

 

Polonyum ve radyum bir a-ışını kaynağıdır. Rutherford, bir radyoaktif kaynaktan çıkan a-taneciklerini bir demet hâlinde iğne ucu büyüklüğündeki yarıktan geçirdikten sonra, kalınlığı 10-4 cm kadar olan ve arkasında çinko sülfür (ZnS) sürülmüş bir ekran bulunan altın levha üzerine gönderdi.

 

Altın levhayı geçip ekran üzerine düşen a – parçacıkları ekrana sürülen ZnS üzerinde ışıldama yaparlar. Böylece metal levhayı geçen a – parçacıklarını sayma imkanı elde edilir.

 

Rutherford, yaptığı deneylerde metal levha üzerine gönderilen a- parçacıklarının % 99,99 kadarının ya hiç yollarında sapmadan ya da yollarından çok az saparak metal levhadan geçtiklerini, fakat çok az bir kısmının ise metale çarptıktan sonra büyük bîr açı yaparak geri döndüklerini gördü.

 

Rutherford daha sonra deneyi altın levha yerine, kurşun, bakır ve platin metallerle tekrarladığında aynı sonucu gördü. Kinetik enerjisi çok yüksek olan ve çok hızlı olarak bir kaynaktan çıkan a – parçacıklarının geriye dönmesi için;

 

1.Metal levhada pozitif kısmın olması,

2.Bu pozitif yüklü kısmın kütlesinin (daha doğrusu yoğun*luğunun) çok büyük olması gerekir.

 

Bu düşünceden hareketle Rutherford, yaptığı bu deneyden şu sonuçlan çıkardı.

 

Eğer, a tanecikleri atom içerisindeki bir elektrona çarpsaydı, kinetik enerjileri büyük olduğu için elektronu yerinden sö*kerek yoluna devam edebilirlerdi. Ayrıca, a – taneciği pozitif, elektron negatif olduğundan geriye dönüş söz konusu ol*maması gerekirdi.

 

Bu düşünceyle hareket eden Rutherford,metale çarparak geriye dönen alfa parçacıklarının sayısı metal levhadan geçenlere oranla çok küçük olduğundan; atom İçerisinde pozitif yüklü ve kütlesi büyük olan bu kısmın hacmi, toplam atom hacmine oranla çok çok küçük olması gerektiğini düşünerek, bu pozitif yüklü kısma çekirdek dedi.

 

Rutherford, atomun kütlesinin yaklaşık olarak çekirdeğin kütlesine eşit olduğunu ve elektronlarında çekirdek etrafındaki yörüngelerde döndüğü*nü ileri sürmüştür. Buna göre, Rutherford atomu güneş sistemine benzetmiş oluyordu. Rutherford atom modelini ortaya koyduğunda nötron*ların varlığı daha bilinmiyordu.

 

Günümüzde ise çekirdeğin proton ve nötronlar içerdiği ve bunların çekirdeğin kütlesini oluşturduklarına inanılmaktadır. Rutherford’un ortaya koyduğu atom modelinin boyutlarını da anlamak önemlidir. Bunu şu şekilde ifade edebiliriz. Eğer, bir atomun çekirdeği bir tenis topu büyüklüğünde olsaydı, bu atom büyük bir stadyum büyüklüğünde olurdu.

 

He atomu 2 proton, 2 nötron ve 2 elektron*dan oluşur.

 

Bir He atomunun 2 elektronu tamamen uzaklaştırılırsa geriye +2 yüklü helyum iyonu (He+2) kalır. Bu iyona alfa (a) parçacığı (alfa ışını) denir.

 

Bir atomu a – taneciği ile incelemek, bir şeftaliyi uzun bir iğne ile incelemeye benzer, iğnenin şeftalinin ortasında sert bir şeye çarptığını tespit ederek şeftali çekirdeğinin varlığını ve büyüklüğünü onu hiç görmeden anlamak mümkündür. Bu arada şeftali ile çekirdeğinin büyüklüğü ve atom ile çekirdeğinin büyüklüğünün aynı oranda olamayacağı unutulmamalıdır.

 

1.1.4. Bohr Atom Teorisi

 

Buraya kadar anlatılan atom modellerinde, atomun çekirdeğinde, (+) yüklü proton ve yüksüz nötronların bulunduğu, çekirdeğin etrafında dairesel yörüngelerde elektronların dolaştığı ifade edildi. Bu elektronların çekirdek etrafında nasıl bir yörüngede dolaştığı, hız ve momentumlarının ne olduğu ile ilgili bir netice ortaya konmadı. Bohr ise atom teorisinde elektronların hareketini bu noktadan inceledi.

 

1913 yılında Neils Bohr, hidrojen atomunun spektrum çizgilerini ve Planck’ın kuvantum kuramını kullanarak Bohr kuramını ileri sürdü. Bu bilgiler ışığında Bohr postulatları şöyle özetlenebilir.

 

1. Bir atomdaki elektronlar çekirdekten belli uzaklıkta ve kararlı hâllerde hareket ederler. Her kararlı hâlin sabit bir enerjisi vardır.

 

2. Her hangi bir kararlı enerji seviyesinde elektron dairesel bir yörünge*de (orbitalde) hareket eder. Bu yörüngelere enerji düzeyleri veya ka*bukları denir.

 

3. Elektron kararlı hâllerden birinde bulunurken atom ışık (radyasyon) yayınlamaz. Ancak, yüksek enerji düzeyinden daha düşük enerji düzeyine geçtiğinde, seviyeler arasındaki enerji farkına eşit bir ışık kuantı yayınlar. Burada E = h-i) bağıntısı geçerlidir.

 

4. Elektron hareketinin mümkün olduğu kararlı seviyeler, K, L, M, N, O gibi harflerle veya en düşük enerji düzeyi l olmak üzere, her enerji düzeyi pozitif bir tam sayı ile belirlenir ve genel olarak “n” İle gösterilir, (n: 1,2,3 …..¥)

 

Bugünkü bilgilerimize göre; Bohr kuramının, elektronların dairesel yörüngelerde hareket ettikleri, ifadesi yanlıştır.

 

Bohr atom modeli, hidrojen atomunun davranışını çok iyi açıkladığından ve basit olduğundan önce büyük ilgi gördü. Ancak, bu model çok elektronlu atomların davranışlarını (atomların spektrumlarını, atom çekirdeğinin bir elektronunu yakalayarak başka atom çekirdeğine dönüşünü) açıklayamadığından yaklaşık 12 yıl kadar geçerli kaldı. Daha sonra yerini modern atom teorisine bıraktı.

 

Bohr’a göre, elektronlar çekirdekten belirli uzaklıklarda dairesel yörüngeler izlerler. Çekirdeğe en yakın yörüngede bulunan (n = 1) K tabakası en düşük enerjilidir. Çekirdekten uzaklaştıkça tabakanın yarıçapı ve o kabukta bulunan elektronun enerjisi artar. Elektron çekirdekten sonsuz uzaklıkta iken (n @¥) elektronla çekirdek arasında, çekim kuvveti bulunmaz. Bu durumda elektronun potansiyel enerjisi sıfırdır. Elektron atomdan uzaklaşmış olur. Bu olaya iyonlaşma denir.

 

Elektron çekirdeğe yaklaştıkça çekme kuvveti oluşacağından, elektro*nun bir potansiyel enerjisi olur. Elektron çekirdeğe yaklaştıkça atom kararlı hâle doğru gelir, potansiyel enerjisi azalır. Buna göre, elektronun her enerji düzeyindeki potansiyel enerjisi sıfırdan küçük olur.

 

Yani negatif olur. Bohr hidrojen atomunda çekirdeğe en yakın enerji düzeyinde (K yörüngesi) bulunan elektronun enerjisini -313,6 kkaldir.

 

Modern Atom Kuramı: 1920-1930

 

Modern atom kuramı, tümüyle kuantum kuramı temeli üzerinde yükseliyor. Artık modellenemeyen bir “matematiksel” betimlemenin içinde düşünmemiz gerek. Bu kuram, öncelikle çekirdek çevresindeki elektron “davranışı”nı belirler.

 

Elektron, bulunduğu zaman tümüyle bir parçacık olarak kavranmıştı. Ama sonraları, onun aynı zamanda bir dalga özelliği taşıdığı anlaşıldı. Elektron nedir? Parçacık mı? Evet. Dalga mı? O da evet! Peki çekirdek çevresindeki elektronların bulunduğu uzay parçalarını biliyor muyuz? Evet. Onlara orbital diyoruz. Orbitaller s,p,d ve f harfleriyle simgeleniyor.Niels Bohr, elektronların her enerjiyi değil,belirli enerjileri alabildiğini benimseyerek yeni atom kuramını geliştirmişti. Bohr, çok elektronlu atomların karmaşık tayf çizgilerini ise açıklayamıyordu.

Bir elektrik alan, bir atomun tayf çizgilerini, değişik frekanslarda,birkaç çizgiye daha ayırır(Stark Olayı)Bu da Bohr kuramı için bir bilmeceydi.

Atomların ışıması bir manyetik alan içinde incelendiği zaman oluşan tayf çizgilerinin herbirinin bir kaç çizgiye ayrılması olayına “yarılma” denir. Çizgilerin ayrıklığı manyetik alanın şiddetine bağlıdır. Bir manyetik alanda tayf çigilerinin yarılması olayını 1896’da Hollandalı fizikçi Pieter Zeeman (1865-1943) keşfetti. Zeeman olayı, uzay kuantumlanmasının etkili bir kanıtıdır.

Modern Atom Kuramının temeli üç büyük adıma dayanır:

1.Parçacıkların dalga özelliği göstereceğinin kestirilmesi, Louis de Broglie,1924.Broglie, o zamana dek birbirinden ayrıymış gibi duran iki eşitliği Planck eşitliği(E=hf) ile Einstein eşitliğini (E=mc2) birleştirdi,her parçacığın bir dalga özelliği taşıması gerektiğini açıkladı.

2. Dalga mekaniğinin yani Schrödinger dalga denklemi denen denklemin keşfi. Erwin Schrödinger ,1926.

Schrödinger 1926 yaz aylarında dalga denklemi türetti. Dalga denklemine göre,örneğin, hidrojen atomunda elektronun konumu kuantize değildir, bu bakımdan,elektronun çekirdek civarında,birim hacim başına belli bir bulunma olasılığını düşünmemiz gerekir. Fakat öngörülebilen hiçbir konum, hatta klasik anlamda yörünge söz konusu değildir. Bu olasılıkçı söylem, hidrojen atomu üzerinde yapılan deneylerin, atomun bir bütün elektron (belirli bir bölgede bir elekronun yüzde 27’sini başka bölgelerde yüzde 73’ünü değil) içermekte olduğunu göstermesi gerçeği ile çelişmez; olasılık, elektronun bulunması ile ilgilidir ve her ne kadar bu olasılık uzayda dağılmış ise de elektronun kendisi dağılmış demek değildir.Madde dalgalarının gerçek dalgalar değil,dalga genliğinin karesiyle belirlenen olasılıkçı yorumunu Max Born yapmıştır. Ancak Schrödinger ve Einstein bu yoruma katılmamıştır.Ançak geçen zaman Born’u haklı çıkarmıştır.

3.Belirsizlik ilkesinin keşfi. Heisenberg,1927.

 Elektronun yerini ve hızını aynı anda belirlemede sorun var mı? Var. Elektronun yerini belirleme konusunda yüzdeler veriyoruz. Elektron yüzde 90 olasılıkla şu atomik uzayda bulunabilir diye hesaplarımızın sonucunu veriyoruz. Bu olasılık, her ne kadar uzaya dağılmış ise de elektronun kendisi dağılmış demek değildir.

Elektronun atom içindeki yerini ışık kullanarak belirleyebiliriz. Belli dalga boyu olan bir ışıkla aydınlattığımız zaman,o dalga boyundan daha küçük ayrıntıları seçemeyiz. Bu iyi bilinen bir olgudur. Gerçekten badana fırçası ile bir İran minyatürü yapılamaz!

Elektronun yerini “görmek” istediğimizde “gördüğümüz yer” ,onun gerçek yeri değil de “fotonla itildiği yer” olacaktır. Burada kullanılan ışığın dalga boyu düzeyinde bir belirsizlik vardır. Bu belirsizlik, hiçbir zaman sıfıra indirilemeyecektir.

Benzer sorun elektronun hızını ve ona bağlı olan momentumunu belirlemede de karşımıza çıkıyor.

Uzatmayayım. Elektronun yerini ve momentumunu asla tam bir kesinlikle belirleyemeyiz. Bu konuda olasılıklar düzeyinde konuşabiliriz. Evet,elektronun çekirdek çevresinde bulunabileceği olası bölgeleri bilebiliyoruz. Elektronun olası ve ortalama hızını ve dolaysıyla momentumunu bilebiliyoruz.belirsizlik ilkesi ama bunları tam bir kesinlikle bilemiyoruz. Tam bir kesinlikle bilemediğimiz çok şey var. Bunları sorun etmeyin. Çünkü en yetkin bilim adamları bile bunları kesinlikle bilmiyor! Bu da belki daha alçakgönüllü olmamız için gerekli bilgiler.

Orbital, matematiksel bir fonksiyon olmakla birlikte, ona fiziksel anlam vermeyi deneyebiliriz: Eleketronu tanecik olarak düşünürsek orbital, atom içerisinde elektronun bulunma olasılığı yüksek bir bölgeyi simgeler. Elektronu bir maddesel dalga olarak düşünürsek orbital elektron yük yoğunluğu yüksek olan bölgeyi gösterir. Elektron “tanecik” olarak kabul edildiğinde,elektronun belirli noktalarda bulunma olasılığından ;elektron “dalga” olarak kabul edildiğinde ise, elektron yük yoğunluğundan söz ederiz.

Yani elektronun konumu kuantize değildir,bu bakımdan,elektronun çekirdek çevresinde,birim hacimdeki bulunma olasılığını(dalga genliğinin karesine,yani dalga şiddetini) düşünmemiz gerekiyor. Dalganın şiddeti (genliğin karesi) bir bölgedeki foton sayısına,yani foton yoğunluğuna bağlıdır.

Periyodik cetvelin tarihçesi

Elementlerin fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki benzerliklerin araştırılması fizik ve kimyacıları ilgilendirmiştir. Gerçi benzer özelliklerdeki elementlerin sıralanabilmesi için bilinen elementlerin özelliklerinin öncelikle ortaya konulması gerekir. Altın, gümüş, kalay, bakır, kurşun ve cıva gibi elementler eski çağlardan beri biliniyordu. Bir elementin ilk bilimsel olarak bulunması 1649 yılında Henning Brand’ın fosforu bulmasıyla başlar. Bundan sonraki 200 yıl boyunca elementler ve onları bileşikleri hakkında kimyacılar tarafından pekçok bilgi elde edildi. Bununla beraber 1869 yılına kadar toplam 63 element bulunabilmişti. Bilinen elementlerin sayısı arttıkça, bilim adamları elementlerin özelliklerinin belli kalıplara oturduğunu anlamaya başladılar.

1817 yılında Johann Dobereiner benzer kimyasal özellikler sahip olan stronsiyum, kalsiyum ve baryuma bakarak, stronsiyumun atom ağırlığının kalsiyum ve baryum atom ağırlıklarının ortasında olduğuna dikkat çekti. 1829 yılında klor, brom ve iyot üçlüsünün de benzer özellikler gösterdiği bulundu. Yine benzer davranış lityum, sodyum ve potasyum için de gözleniyordu. 1829 ve 1858 yılları arasında bu konuda pek çok araştırma yapıldı. Bu sırada halojenler grubuna katıldı. Oksijen, kükürt, selenyum ve tellür bir grubun üyesi olarak düşünülürken azot, fosfor, arsenik, antimon ve bizmut başka bir grup içine yerleştirildiler.

İlk periyodik tabloyu oluşturma şerefi Fransız bilim adamı A. E. Beguyer de Chancourtois’e düştü. De Chancourtois, silindirin çevresine 16 kütle birimleri yerleştirerek elementleri buraya oturttu. Benzer özelliklerdeki elementler bu silindir üzerinde düşey satırlarda yer alıyordu. De Chancourtois, “Elementlerin özellikleri sayıların özellikler ile ilişkilidir” dedi ve her yedi elementte bir özelliklerin tekrarlandığının farkına vardı. Bu tablo kullanılarak birkaç metal oksidin stokiyometrisi önceden tanımlanabildi. Ne yazık ki bu cetvel üzerinde elementlerden başka bazı iyonlar ve elementlerde yer alıyordu.

İngiliz kimyacı John Newlands 1863 yazdığı bir yazıda benzer fiziksel özelliklere göre elementleri 11 gruba ayırmıştı. Atom ağırlıkları sekizin katı kadar olan elementlerin özellikleri benzerdi. 1864 yılında yazılan bir yazıda Newlands bunu Oktav kanunu (Law of Octaves) olarak tanımladı. Bu kanuna göre herhangi bir element tablodaki sekizinci elementle benzerlikler gösteriyordu.

Dmitri İvanoviç Mendeleev

Genelde periyodik tablonun babası olarak Alman bilim adamı Lother Meyer ve Rus bilim adamı Dmitri Mendeleev kabul edilir. Her ikisi de birbirinden habersiz olarak dikkate değer benzer sonuçlar ürettiler. Mendeleev atomların artan atom ağırlıklarına göre sıralandıklarında belli özelliklerin tekrarlandığını görmüştür. Daha sonra elementleri tekrarlanan özelliklerine göre alt alta sıralayarak ilk iki periyodu yedişer, sonraki üç periyodu ise onyedişer element içeren bir periyodik sistem hazırlamıştır. Mendeleev’in hazırladığı periyodik sistemde bazı yerleri henüz keşfedilmemiş elementlerin olduğunu düşünerek boş bırakmıştır. Daha sonra bulunan skandiyum, galyum, germanyum elementleri tablodaki boşluklara yerleşmişlerdir.

1895 yılında Lord Rayleigh, kimyasal olarak inert yeni bir gazı (argon) keşfettiğini bildirdi. Bu element periyodik tabloda bilinen hiçbir yere oturtulamadı. 1898 yılında William Ramsey bu elementin klor ile potasyum arasında bir yere konulabileceğini önerdi. Helyumda aynı grubun bir üyesi olarak düşünüldü. Bu grup elementlerinin değerliklerinin sıfır olması nedeniyle sıfır grubu olarak adlandırıldı.

Mendeleev’in periyodik tablosu her ne kadar elementlerin periyodik özelliklerini gösterse de neden özelliklerin tekrarlandığı konusunda herhangi bir bilgi vermemektedir.

1911 de Ernest Rutherford atom çekirdekleri alfa parçacıklarının saçılması deneyiyle çekirdek yükünün belirlenebileceğini gösterdi. Rutherford’un gösterdiği diğer bir şey bir çekirdeğin yükünün atom ağırlığı ile orantılı olduğuydu. Yine 1911 de A. Van den Broek bir seri çalışmasıyla elementlerin atom ağırlıklarının atom üzerindeki yüke yaklaşık eşit olduğunu gösterdi. Bu yük daha sonra atom numarası olarak tanımlandı ve periyodik tablodaki elementleri yerleştirmede kullanıldı. 1913 de Henry Moseley bir grup elementin X-ışınlar spektrum çizgilerin dalga boylarını ölçerek, atom numarası ile elementlerin X-ışınları dalga boylarının ilişkili olduğunu gösterdi. Bu çalışma Mendeleev, Mayer ve diğerlerinin yaptığı gibi atom ağırlıklarını temel seçmedeki yanlışlığı gösteriyordu.

Fakat neden periyodik özellikler gözleniyor sorusunun yanıtı ise Niels Bohr un elementlerdeki elektronik yapıyı incelemesiyle başlar diyebilir.

Periyodik tablodaki en son büyük değişiklik, 20. yüzyılın ortalarında Glenn Seaborg’un çalışmasıyla ortaya çıktı. 1940 da plutonyumu bulmasıyla başlayan araştırması, 94 den 102 ye kadar olan tüm uranyum ötesi elementlerin bulmasıyla sürdü. Periyodik tablodaki lantanit serisinin altına aktinitler serisini yerleştirdi. 1951 de Seaborg bu çalışmaları ile kimyada Nobel ödülünü kazandı. 106 nolu element seaborgiyum (Sg) olarak adlandırıldı.

Periyodik özellikler

Bir periyotta soldan sağa doğru gidildikçe,

Proton,nötron sayıları ve kütle numarası artar.

Atom numarası artar.

Değerlik elektron sayısı artar.

Elektron alma isteği (ametalik karakter) artar.

Yörünge sayısı değişmez.

Atom hacmi ve çapı azalır.

Bir grupta yukarıdan aşağıya inildikçe,

Proton,nötron sayıları ve kütle numarası artar.

Atom numarası artar.

Değerlik elektron sayısı değişmez(Bu nedenle aynı gruptaki elementlerin kimyasal özellikleri benzerdir).

Elektron verme isteği(metalik karakter)artar.

Yörünge sayısı artar.

Atom hacmi ve çapı artar.

kimyanın tarihsel gelişim sunumu

HOŞGELDİNİZ

Sultanbeyli Türk Telekom Anadolu Lisesi Kimya Sitesi Yapım Aşamasındadır.

12.Sınıf Kimya

11.Sınıf Kimya

10.Sınıf Kimya

 

9.Sınıf Kimya

ÜNİTE- 1

TEMİZLİK MADDELERİ SUNUMU


ÜNİTE- 2

YAYGIN MALZEMELERİ SUNUMU

                ÜNİTEDE NELERİ NE KADAR ÖĞRETE BİLİRİZ?

  • Meb Kimya için yorumlar konu sonlarında verilecektir.
  • Tavsiye edilen süre:16 ders saati
KONU

DERS SAYISI

 

İSTENİLEN DAVRANIŞLAR?

  • Periyodik tabloda elektron dizilimi ve elektron alma verme ve ortaklaşma eğilimleri
  • Metalik Özellik ve Ametallik Özellik
  • Periyodik tabloda bazı grupların  özellikleri

2

  1. Periyodik cetvelde verilen elektron dizilimlerini kullanarak, elementlerin elektron alma-verme-ortaklaşma eğilimlerini, asal gaz elektron dizilimi üzerinden irdeler.
  2. Metalik ve a metalik özellikleri sayar.
  3. 1,2,7,8/A grubu elementlerini tanır ve özelliklerini bilir.
  4. İyon, İyon Yükü ve yükseltgenme basamağı
  5. Anyaon, Katyon, Kök

2

  1. İyon, İyon Yükü ve yükseltgenme basamağı arasındaki farkı kavrar.
  • Elektron alma/ verme eğilimi ile metallik/ ametallik özelliklerini ilişkilendirir.
  • Bileşiklerde yükseltgenme basamağı bilinmeyen atomların yükseltgenme basamaklarını bulur.
  • Bazı iyonik bileşiklerde atom gruplarının (kök) anyon ve/veya katyon olabileceğini fark eder.
  • Geçiş elementlerinin ve ametallerin farklı pozitif yüklere sahip olabileceğini fark eder.
  • Lewis Yapısı
  • İyonlardan Bileşik oluşumu
  • Çaprazlama Kuralı

2

  • Katman elektron dağılımı yapar (lewis yapılarını), elementlerin grup numaralarını ve muhtemel yükseltgenme basamaklarını bulur.
  • Nötrallik ilkesinden yararlanarak iyonik bileşiklerin   formüllerini yazar.
İyonik Bileşiklerin İsimlendirilmesi

1

  • Metal ametal bileşiklerini isimlendirir
  • Metal kök bileşiklerini isimlendirir
  • Kök-kök bileşiklerini isimlendirir.
  • Kok-ametal bileşiklerini isimlendirir.
İyonik bileşiklerin örgü yapısının

1

  • İyonik yapılı bileşiklerin çeşitli tiplerde ve düzenli örgüler oluşturduğunu modeller üzerinde gösterir.
  • İyonik yapılı bileşiklerin özelliklerini sayar
  • İyonik bileşiklerin moleküllerinin olmayışını, örgü yapısı ile ilişkilendirir.
  • İyonik bileşiklerin suda çözünmelerini örneklerle açıklar.
KONU

DERS SAYISI

 

İSTENİLEN DAVRANIŞLAR?

  • Kovalent Bileşikler
    • Molekül Oluşumunun Lewis Yapısıyla Gösterimi
    • İkili ve üçlü bağlar

2

  • Kovalent bağı ortaklaşmamış elektron çifti temelinde açıklar
  • Moleküllerin bağ yapısını değerlik (Lewis yapılarını) elektronlarıyla gösterir.
  • Başlıca ametallerin kaç bağ yapa bileceklerini fark eder.
  • İkili ve üçlü bağların oluşumunu kavrar.
  • Ametal-Amtal bileşiklerinin isimlendirilmesi
  • Kovalent örgülü katılar
  • Polarlık

2

  • Kovalent yapılı bileşikleri isimlendirir.
  • Kovalent örgülü katıları, iyonik kristallerden ayırt eder.
  • Kovelent bağlarda polarlık- apolarlık ve bağ elektronlarına sahip çıkma eğilimini kavrar (elektronegatiflik)
  • Organik ve Anorganik Bileşikler

2

  • Organik ve anorganik bileşikleri formüllerinden ayırt eder.
  •   Hidrokarbonlar ve Yaygın Organik Bileşikler

4

  • Basit hidrokarbonların ve yaygın organik bileşiklerin açık formüllerini yazar ve adlandırır.
  •  Hidrofil-Hidrofob

1

  • Organik moleküllerin hidrofil ve hidrofob bölümlerini gösterir.
  •   Polarlığın çözünmedeki rolü

1

  • Polarlığın çözünmedeki rolünü, tanıdığı organik bileşikleri kolay çözündüğü çözücülerle eşleştirerek açıklar.

NOT: Bu konunun fazla etkinlik yapılmasa dahi en az 20 saate ihtiyaç vardır.

BÖLÜM:1

1.BİLEŞİKLER NASI OLUŞUR

  1. a.        Periyodik tabloda elektron dizilimi ve elektron alma verme ve ortaklaşma eğilimleri
  2. b.       Metalik  ve Ametallik Özellik
  3. c.        İyon yükü ve Yükseltgenme basamağı

 

 

a.Elementlerin Elektron Alma-Verme-Ortaklaşa Kullanma Eğilimleri:

 

ETKİNLİK:

  • Tabloda çok kullanılan bazı elementlerin, katman elektron dağılımları gösterilmiştir.
  • Beraberce tabloya bakarak aşağıdaki soruların cevaplarını bulmaya çalışalım.
  • Hangi elementler elektron alma, yada verme, ya da elektronlarını ortaklaşa kullanma  eğilimindedir.

 

 

Örnek olarak:

-          Hidrojenin son yörüngesinde 1 elektronu var, bu sebeple hidrojen 1 elektron alarak ya da elektronlarını oraklaşa kullanarak dubletini tamamlamak ister.

-          Helyumun son yörüngesinde 2 elektronu var, helyum  dubletini tamamlamıştır. Bu sebeple Helyum elektron almak ya da vermek istemez.

-          Sodyumun son yörüngesinde 1 elektronu var, bu sebeple 7 elektron almak yerine, 1 elektron vermek ister.

-          Florun  son yörüngesinde 7 elektronu var, bu sebeple Flor 1 elektron alarak oktedini tamamlamak ister.

KISACA ÖZETLERSEK:

  1. 1.       Son katmanında 1,2,3 elektronu olan atomlar genellikle elektron verme eğilimindedirler. (Hidrojen ve Bor hariç)
  2. 2.       Son yörüngesinde 4, 5, 6, 7 elektronu olan atomlar ise genellikle elektron alma ya da ortaklaşa kullanma eğilimindedirler.
  3. 3.       He ve Son yörüngesinde 8 elektron bulunduran atomlar ise kararlı maddelerdir. Bu sebeple elektron almak ya da vermek istemezler. Asal gazlar olarak bilinirler.
  4. 4.       Diğer metaller ve a metaller kendilerine en yakın asal gazlara benzemek için elektron alırlar ya da ortaklaşa kullanırlar.
Periyodik Tabloda Atomların Yerlerinin Bulunması Metalik ve A metalik Özellikler:

Periyodik tabloda atomların  yerini bulmak için; atomun katman elektron dağılımı yapılır.

- Son ykatmandaki toplam elektron sayısına,  değerlik elektron sayısı denir.

- Değerlik elektron sayısı A grubu elementlerinde, grup numarasını verir.

- Değerlik elektron sayısına bakarak iyon yükü tespit edilir.

-Katman sayısı da periyot numarasını verir. (Örnekler etkinliklerde yapılacaktır)

b. Metal-ametal ve bazı önemli grup elementlerinin özellikleri:

METALLER:

Periyodik tabloda; 1A (H hariç), 2A, Tüm B grubu elementleri, 3A (B Hariç), 4A’da Sn ve Pb, 5A’da Bi  metaller sınıfında incelenirler.

ÖZELLİKLERİ:

  1. 1.       Metalik parlaklık gösterirler.
  2. 2.       Cıva hariç hepsi, oda şarlarında (25 0C) katı halde bulunurlar. (Hg’nın EN:-39 0C)
  3. 3.       Erime ve kaynama noktaları yüksektir.
  4. 4.       İşlene bilirler. (Tel ve levha haline getirilirler.)
  5. 5.       Isı ve elektrik akımını iletirler. Metallerde elektrik iletkenliği serbest elektronları sayesine gerçekleşir. Sıcaklığın artırılması metalik iletkenliği azaltır.
  6. 6.       Kimyasal tepkimelerde, elektron vererek + yükle yüklenirler, yükseltgenirler, indirgendirler.
    1. 7.       Elektron almazlar. Kendi aralarında bileşik oluşturmazlar. Ancak homojen olarak karışarak alaşımları oluştururlar.
    2. 8.       Asitlerle tepkimeye girerek H2 gazı açığa çıkartırlar.( Cu,  Hg, Ag, Pt, Au hariç)
    3. 9.       Metallerin oksitleri genellikle bazik özellik gösterirler.

 

 

AMETALLER:

Periyodik tabloda; 1A ‘da H,  4A’da C, 5A’da N ve P, 6A’da O,S ve Se , 7A’da F, Cl, Br, I   Ametaller sınıfında incelenirler.

ÖZELLİKLERİ:

  1.  Mattırlar.
  2. Oda şarlarında (25 0C) katı, sıvı ve gaz hallerinde bulunurlar.  (KATI: C,P,S,I;  SIVI: Br; GAZ: N2, O2, F2,Cl2 )
  3. Erime ve kaynama noktaları düşüktür.
  4. Kırılgandırlar.
  5. Elektrik akımını iletmezler. ( Grafit hariç )
  6. Metallerle tepkimelerinde, elektron alarak – yükle yüklenirler, indirgenirler, yükseltgendirler.
  7. Kendi aralarında, kovalent bağlı bileşik oluştururlar.
  8. Ametallerin oksitleri genellikle asidik özellik gösterirler.

(NOT: Bu özelliklerden bit kısmı öğrencilerin ilk defa duydukları özelliklerdir. Ancak ilerde karşılaşacakları için burada kulak dolgunluğu olması da önemlidir.

 

 

ALKALİ METALLER

GRUP ELEMENTLERİ:  1H, 3Li, 11Na, 19K, 37Rb, 55Cs, 87Fr

ÖZELLİKLERİ:

  1. 1.     Hidrojen hariç hepsi metaldir. (H A metaldir)
  2. 2.     Hepsi yumuşak metallerdir. Bıçakla kesile bilirler.
  3. 3.     Erime ve kaynama noktaları düşüktür.
  4. 4.     Çok aktiftirler. Öyle ki havanın oksijeni ile bile yanarlar.
  5. 5.     Tabiatta bileşikleri halinde bulunurlar. Serbest halde tutulamazlar. Ancak organik çözücülerde saklana bilirler.
  6. 6.     Kimyasal tepkimelerinde elektron verirler ve +1 yükle yüklenirler.

NOT: 1 A grubu elementlerinin aktiflikleriyle ilgili gösteri deneyi seyrettirilecektir.)

TOPRAK ALKALİ METALLER

GRUP ELEMENTLERİ:  2Be, 12Mg, 20Ca, 38Sr, 56Ba, 88Ra

ÖZELLİKLERİ:

  1. 1.     Hepsi metaldir.
  2. 2.     Son yörüngelerinde 2 elektronları vardır.
  3. 3.     Kimyasal tepkimelerinde +2 yükle yüklenirler.
  4. 4.     Aktiflik metallerdir. Anca alkali metallere göre biraz pasiftirler.

 

 

 

 

 

HALOJENLER

GRUP ELEMENTLERİ: 9F, 17Cl, 35Br, 53I, 85At,

ÖZELLİKLERİ:

  1. Gaz halinde tabiatta iki atomlu tanecikler halinde bulunurlar.(F2, Cl2)
  2. Oda şartlarında F2, Cl2 gaz, Br sıvı,  I katı halde bulunur.
  3. Değerlik elektron sayıları 7 olduğu için  elektron almaya yatkındırlar. Bu sebeple metallerle oluşturdukları bileşiklerinde     -1 değerlik alırlar. Kendi aralarında oluşturdukları bileşiklerinde ise –1’den +7’ye kadar değişik değerlik alabilirler. Flor sadece -1 değerlik alır.
  4. Çok aktif oldukları için tabiatta bileşikleri halinde bulunurlar.

 

SOYGAZLAR:

GRUP ELEMENTLERİ: 2He, 10Ne, 18Ar, 36Kr, 54Xe, 86Rn dır.

 ÖZELLİKLERİ:

  1. Oda şartlarında hepsi tek atomlu tanecikler halinde bulunurlar
  2. Değerlik elektron sayıları 8’dir. (He:2)
  3. Elektron vermek istemezler.
  4. Elektron alma istekleri yoktur.
  5. Kimyasal aktiflikleri olmadıklarından soy yada asal gazlar diye bilinirler.

 

                ETKİNLİK:

-          He, Ne ve Ar lambalarıyla ilgili araştırma yapınız.

-          He gazının sesi neden incelttiğini araştırınız.

-          He yatağı neden uçar. Gösteri deneyleri bulunuz.

c.  İyon Yükü ve Yükseltgenme Basamağı:

Bir atomun kimyasal davranışını değerlik elektron sayısı belirler. Daha önceden de bildiğimiz gibi son yörüngesinde 1 elektronu olanlar +1, 2 elektronu olanlar +2 yükle yüklenirler. (I. Katman da 2 elektron bulunduranlar atomlar,  soy gaz atom düzeyine ulaştıklarından elektron vermek yada almak istemezler.)

 

 

Eğer bir atomda

Ps = Es ise bu atoma yüksüz yani nötr atom

Ps‹ Es ise   – yüklü iyon (ANYON)

Ps › Es ise   + yüklü iyon (KATYON)

KÖK: Kimyasal tepkimelerde tek bir atom gibi davranan atom gruplarına kök denir.

ÖRNEK:
NO3- = 5 atımdan oluşur ama kimyasal tepkimelerde X-1  iyonu gibi davranır.

ÖRNEK:
SO4-2 = 5 atımdan oluşur ama kimyasal tepkimelerde X-2  iyonu gibi davranır.

YÜKSELTGENME BASAMAĞI VE İYON YÜKÜ TABİRLERİ:

Elektron alış verişinin tam olduğu varsayılan NaCl gibi bileşikler için kullanılır. NaCl suda çözündüğünde Na+ ve Cl- iyonlarını ortama salar. Ancak SO3 bileşiği suda çözündüğünde S+6 iyonu oluşmaz. Bu yüzden bu tür atomlar için yükseltgenme basamağı tabiri kullanılır.

Bununla beraber iyon yükü tabiri yerine, yükseltgenme basamağı tabiri kullanıla bilir.

 

Yükseltgenme Basamağı Hesaplamaları:

  1. 1A grubu elementleri (hidrojen hariç) ve Ag ün değerliği +1 dir.
  2. 2A grubu elementlerinin yükseltgenme basamağı +2 dir.
  3. 3A da Al un yükseltgenme basamağı +3
  4. Hidrojenin yükseltgenme basamağı, genellikle +1 ancak metallerle bileşiklerinde -1
  5. Oksijenin yükseltgenme basamağı -2 dir. Sadece OF2 de -1 dir.
  6. Bileşiklerde tüm atomların yükseltgenme basamakları toplamı 0 dır.
  7. Köklerde ise atomların yükseltgenme basamağı toplamı kökün yüküne eşittir.

 

ÖRNEK:
H2SO4 bileşiğinde S ün yükseltgenme basamağını bulunuz?

H2+SxO4-2 =0  ve  1+x+(-8)=0 ve  X=+6

ÖRNEK:
K2Cr2O7 bileşiğinde Cr ün yükseltgenme basamağını bulunuz?

K2+Cr2xO72-   ve 2+2x+(-14)=0 ve x=+6

 

ÖRNEK:
 Cr2O7-2  iyonunda Cr ün yükseltgenme basamağını bulunuz?

Cr2xO72- = -2   ve  2x+(-14)=-2 ve x=+6

Çok Kullanılan Bazı atom ve köklerin değerlikleri:

 

NOT:

Bu değerliklerin ezberlenilmesi, gelecekte sayısal bölümü seçecek arkadaşlar için önemli kolaylıklar sağlayacaktır.

F     

F     

F     

F     

F    Aşağıda verilen atomlarla ilgili olarak verilen boşlukları doldurunuz. ( ödev uygulama )

 


ATOM

KATMAN ELEKTRON DİZİLİMİ

DEĞERLİK ELEKTRON SAYISI

GRUP NUMARASI

PERİYOT NUMARASI

İYON YÜKÜ (YÜKSELTGNME BASAMAĞI)

METAL/ AMETAL/SOYGAZ

1H 1)

1

1A

1p

+,- 1

ametal

2He 2)
3Li 2)  1)
4Be
5B
6C
7N
8O

 

9F

 

10Ne

 

11Na 2)  8)  1)

 

12Mg

 

13Al

 

14Si

 

15P

 

16S

 

17Cl

 

18Ar

 

19K

 

20Ca

 

31Ga

 

32Ge

 

33As

 

34Se

 

35Br

 

36Kr

 

37Rb
38Sr
53I
54Xe
55Cs
56Ba
88Ra

 

 

 

F   Aşağıda verilen bileşiklerde atomların yükseltgenme basamaklarını bulunu?


ü     KBr                    :…………………………………………………

ü     FeCl2                  :…………………………………………………

ü     CuO                   :…………………………………………………

ü     NH4Cl                :…………………………………………………

ü     (NH4)2MnO4     :…………………………………………………

ü     Na2CO3              :…………………………………………………

ü     Ba(NO3)2           :…………………………………………………

ü     ZnSO4                :…………………………………………………

ü     CO2                    :…………………………………………………

ü     FeBr2                  :…………………………………………………

ü     NH4MnO4         :…………………………………………………

ü     Al2(SO4)3           :…………………………………………………

ü     MnCO3                     :…………………………………………………

ü     CO                      :…………………………………………………

ü     HClO4                :…………………………………………………

ü     FeI3                               :…………………………………………………

ü      (NH4)3PO4        :…………………………………………………

ü     K2C2O4               :…………………………………………………

ü     NO2                    …………………………………………………

ü     Na2O                  :…………………………………………………

ü     CrN                    :…………………………………………………

ü     Na2Cr2O7           :…………………………………………………

ü     Al2(CrO4)3         :…………………………………………………

ü     HgNO3               :…………………………………………………

ü     N2O                    :…………………………………………………

ü     HClO2                :…………………………………………………

ü     Cr2O3                  :…………………………………………………

ü     Cu3N                  :…………………………………………………

ü     ZnCl2                 :…………………………………………………

ü      (NH4)2S2O3       :…………………………………………………

ü     N2O5                  :…………………………………………………

ü     HClO3                :…………………………………………………

ü     AgCl                  :…………………………………………………

ü     Hg2O                  :…………………………………………………

ü     KNO3                 :…………………………………………………

ü     Na2MnO4          :…………………………………………………

ü     Ca3(PO4)2           :…………………………………………………

ü     N2O4                   :…………………………………………………

ü     Na3N                  :…………………………………………………

ü     AgI                    :…………………………………………………

ü     Hg2Cl2                :…………………………………………………

ü     (NH4)3N             :…………………………………………………

ü     KClO3                :…………………………………………………

ü     K2CO3                :…………………………………………………

ü     Sr(HCO3)2          :…………………………………………………

ü     HgI2                   :…………………………………………………

ü     ZnS                    :…………………………………………………

ü     NH4NO3             :…………………………………………………

ü     KIO3                  :…………………………………………………

ü     Mg3(PO4)2         :…………………………………………………

ü     P4O10                  :…………………………………………………

ü     NaNO3                       :…………………………………………………

ü     K2CrO4                      :…………………………………………………

ü     Al(NO3)3                  :…………………………………………………

ü     Ag2S                                  :…………………………………………………

ü     FeSO4                :…………………………………………………

ü     SO3                    :…………………………………………………

ü     BaO                    :…………………………………………………

ü     HClO                  :…………………………………………………

ü     S2O3                   :…………………………………………………

ü     Mn2O7               :…………………………………………………

ü     NH4IO3              :…………………………………………………

ü     KAl(SO4)2         :…………………………………………………

ü     FeCrO4               :…………………………………………………

ü     Mg3N2               :…………………………………………………

ü     CaCl2.7H2O       :…………………………………………………

ü     PbS2                   :…………………………………………………

ü     MgSO4.12H2O   :…………………………………………………

ü     NH4CN              :…………………………………………………

ü     Fe3[Fe(CN)6]2      :…………………………………………………

 

 

 

F   Aşağıda verilen bileşiklerde istenilen atomların yükseltgenme basamaklarını bulunuz?


  1. 1.     K2Cr2O7 ‘de Cr ‘nin değerliği aşağıdakilerden han- gisidir?            

A)  + 3        B) + 2       C) + 4          D)  + 6          E) + 5

  1. 2.     CaMnO4 ‘de Mn ‘nin değerliği aşağıdakilerden han- gisidir? 

A) + 2     B) + 6       C) + 3           D) + 4                        E) + 7

  1. 3.      ‘de S ‘ün değerliği aşağıdakilerden hangisidir? 

A) + 2           B) + 3          C) + 4      D) + 5                    E) + 6

  1. 4.     HBrO3 ‘de Br ‘nin değerliği aşağıdakilerden hangisi- dir? 

A) + 5               B) + 6     C) + 1     D) – 1                       E) + 4

  1. 5.     ‘de X ‘in değerliği aşağıdakilerden hangisidir? 

 

A)  + 1              B) + 2    C) + 3         D) + 5                    E) + 6

  1. 6.        ‘de  Y ‘nin değerliği aşağıdakilerden hangisi- dir? 

 

A) + 2            B) + 3       C) + 1      D) – 4                    E) – 3

  1. 7.       Al2(XO4)3 ‘de X ‘in değerliği aşağıdakilerden hangisidir? 

A)  + 1           B) + 2     C) + 3         D) + 5                   E) + 6

  1. 8.       NaZO4 ‘de Z nin değerliği aşağıdakilerden hangisidir? 

A) + 5    B) + 6        C) + 4        D) + 7         E) + 3

  1. 9.       FeCO3 ‘de C ‘un değerliği aşağıdakilerden hangisi- dir? 

A) + 2      B) + 4        C) – 2       D) – 4                       E) + 3

  1. 10.    Zn(CH3COO)2 ‘de C ‘nin değerliği aşağıdakilerden hangisidir?

 

A) + 4        B) – 4      C) 0      D) + 2                            E) – 2

  1. 11.      NaIO2 ‘de I ‘un değerliği aşağıdakilerden hangisidir? 

A) + 3        B) + 2        C) + 1            D) – 1        E) + 5

  1. 12.      Ba(NO3)2 ‘de N ‘nin değerliği aşağıdakilerden hangi sidir? 

A) + 1         B) – 3         C) + 3           D) + 5         E) + 7

  1. 13.      NH4NO2 ‘de N ’lerin değerliği sırasıyla aşağıdaki- lerden hangisidir?                      

A) + 3 , + 3                 B) + 3 , – 3                 C) – 3 , – 3

D) – 3 , + 3                    E) – 3 , + 5

  1. 14.      OF2 ‘de O ve F ’nin değerliği aşağıdakilerden hangi sidir?           

A) – 2 , – 1                 B) + 2 , – 1                C) – 2 , + 1

D) + 2 , + 1                  E) + 1 , – 1

  1. 15.       Fe3O4 ‘de Fe ‘lerin değerliği aşağıdakilerden hangisidir? 

 

A) +                       B) + 2, + 2, + 3          C) + 3

D) + 2, + 2, + 4                   E) + 2, + 3, + 3

  1. 16.    MgO2 ‘de Mg ve O’ nun değerliği aşağıdakilerden hangisidir? 

 

A) + 2, – 1                      B) + 4, – 2                C) + 1,  – 2

D) + 2, – 2                   E) + 4, – 1

  1. 17.    LiMnO4 ‘de Mn ’nin değerliği aşağıdakilerden hangisidir?  

 

A) + 3         B) + 4          C) + 5     D) + 6       E) + 7

  1. 18.    Fe3[Fe(CN)6]2 ‘de Fe ’lerin değerliği aşağıdakiler- den hangisidir? 

A)  + 3, + 2                  B) + 1, + 2                 C) + 2, + 3

D) + 2, + 4                  E) + 3, + 3

  1. 19.    CN‘de C ve N ’nin değerliği aşağıdakilerden hangisidir? 

 

A) + 2, – 3                    B) + 4, – 5                C) – 4, + 3

D) + 4, – 3                   E) – 2, + 1

  1. 20.    Pb3O4 ‘de Pb ’lerin değerliği aşağıdakilerden hangi- sidir?

 

A)  +                        B) + 3                  C) + 2, + 3, + 3

D) + 2, + 2, + 4          E) + 2, + 2, + 3

 

 

 

BÖLÜM-2

İYONİK YAPILI BİLEŞİKLER:

  1. a.       Değerlik Elektron Sayısı-Lewis yapısı
  2. b.       İyonlardan Bileşik Oluşumu
  3. c.        Bileşiklerin isimlendirilmesi
  4. d.       İyonik Bileşiklerin örgü yapısı

 

  1. a.       Değerlik elektron sayısı: Bir atomun son katmanındaki toplam elektron sayısına değerlik elektron sayısı denir. Değrlik elektronların atomların etrafında noktalar şeklinde gösterilmesine de LEWİS yapısı diyoruz. Aşağıdaki tabloda A grupları elementlerinin lewis yapıları gösterilmiştir. (İnceleyiniz?)

 

A grubu elementlerinin  değerlik elektronları, lewis yapısıyla gösterilmiştir.

Görüldüğü gibi değerlik elektron sayıları, grup numaralarını vermektedir.

(:) çiftleşmiş elektronu, (.)çiftleşmemiş elektronu göstermektedir.

Benzer biçimde değerlik elektron sayısına bakarak ilgili atomların yükseltgenme basamakları hakkında fikir sahibi oluruz.

Şekilde de görüldüğü gibi Na’ un son yörüngesindeki elektronları 8’e tamamlaması için, en kolay yol 1 elektron vermesidir. Klorun ise 1 elektron almasıdır. Dolayısıyla N+  ve Cl- şeklinde yükseltgenme basamağına sahip olacaktır.

b. İyonlarda Bileşik Oluşumu:

“Kimyasal tepkimelerde, verilen elektron sayısı alınan elektron sayısına eşittir.”

Bileşik formülleri bu mantığa göre yazılır.

 

ÖRNEK: NaCl bileşiğinin oluşumu:

11Na: 2)8)1 ve Sodyum 1 elektron vererek Na+ iyonunu oluşturur.

17Cl: 2)8)7 ve Klor 1 elektron alarak Cl- iyonunu oluşturur.

Görüldüğü gibi bir Na atomunun verdiği 1 elektronu, 1 Cl atomu alabildiğinden NaCl bileşiği oluşmuş olur.

ÖRNEK: Mg Cl2 bileşiğinin oluşumu:

12Mg: 2)8)2 ve Magnezyum 2 elektron vererek Mg+2  iyonunu oluşturur.

17Cl: 2)8)7 ve Klor 1 elektron alarak Cl- iyonunu oluşturur.

Görüldüğü gibi bir Mg atomunun verdiği 2 elektronu, 2 Cl atomu alabildiğinden MgCl2 bileşiği oluşmuş olur.

ÖRNEK: MgO bileşiğinin oluşumu:

12Mg: 2)8)2 ve Magnezyum 2 elektron vererek Mg+2  iyonunu oluşturur.

8O: 2)6  ve Oksijen 2 elektron alarak O-2- iyonunu oluşturur.

Görüldüğü gibi bir Mg atomunun verdiği 2 elektronu, 1 tane O’atomu alabildiğinden Mg O bileşiği oluşmuş olur.

ÇAPRAZLAMA KURALI :

Kat yon ve anyonların yükseltgenme basamakları bulunur. Katyonun değerliğinin anyonun altına yazılması ve anyonun değerliğinin katyonun altına yazılması ve en sade biçimde sadeleştirilmesiyle oluşacak bileşiğin formülü bulunmuş olur. Bu olaya “Çarprazlanma Kuralı” diyoruz. Çaprazlama yapılırken + ve – dikkate alınmaz.

NOT: Genellikle önce pozitif yüklü iyon yazılır

 

 

ETKİNLİK:Aşağıda verilen katyon ve anyonların oluşturduğu bileşiğin formülünü yazınız?

ATOM

O-

S-2

SO3-2

SO4-2

CrO4-2

Cr2O7-2

CO3-2

C2O4-2

MnO4-2

N-3

P-3

PO4-3

Li+1

Li2O2

Li2S

Li2SO3

Li2SO4

Li2CrO4

Li2Cr2O7

Li2CO3

Li2C2O4

Li2MnO4

Li3N

Li3P

Li3PO4

Na+1
K+1
Rb+1
Cs+1
Be+2
Mg+2
Ca+2
Sr+2
Ba+2
Ra+2
Al+3
Fe+2
Fe+3
Cr+2
Cr+3
Zn+2
Cu+1
Cu+2
Ag+1
Ni+2
Hg+2
Hg2+2
NH4+1

ETKİNLİK:

ATOM

F-

Cl-

Br-

OH-

NO3-

ClO2-

ClO3-

ClO4-

MnO4-

HCO3-

CH3COO-

Li+1

LiF

LiCl

LiBr

LiOH

LiNO3

LiClO2

LiClO3

LiClO4

LiMnO4

LiHCO3

CH3COOLi

Na+1
K+1
Rb+1
Cs+1
Be+2
Mg+2
Ca+2
Sr+2
Ba+2
Ra+2
Al+3
Fe+2
Fe+3
Cr+2
Cr+3
Zn+2
Cu+1
Cu+2
Ag+1
Ni+2
Hg+2
Hg2+2
NH4+1

 

 

c.Bileşiklerin Adlandırılması:

1.METAL-AMETAL BİL. İSİMLENDİRİLMESİ

METALİN ADI + AMETALİN ADI + ÜR

ÖRNEK:

CaF2        : Kalsiyum Florür                                 NaCl       : Sodyum Klorür

AlBr3       : Alüminyum Bromür                           MgI2        : Magnezyum İyodür

NOT: Eğer anyon halojen değilse, isimlendirme diğer anyonların ismiyle biter.

CaH2        : Kalsiyum Hidrür                                                Ca2C        : Kalsiyum Karbür

Ca3N2      :Kalsiyum Nitrür                                  Ca3P2          : Kalsiyum Fosfür

CaO         : Kalsiyum Oksit                                  CaS         : Kalsiyum Sülfür

Eğer metal değişik değerlik alabiliyorsa;

METALİN ADI +METALİN YÜKÜ+ AMETALİN ADI + ÜR şeklinde isimlendirilir.

CuCl        : Bakır –I-klorür                                    CuCl2      : Bakır –II-klorür

FeO         :Demir –II-oksit                                    Fe2O3      :Demir –III-oksit

 

2.METAL-KÖK  BİL. İSİMLENDİRİLMESİ

METALİN ADI + KÖKÜN ADI

ÖRNEK:

CaSO4                     : Kalsiyum Sülfat                 NaNO3                    : Sodyum Nitrat

AlPO4                      : Alüminyum Fosfat             Mg(ClO3)2                      : Magnezyum Klorat

CaCr2O7                           : Kalsiyum di Kromat          CaCO3                               : Kalsiyum Karbonat

FeSO4                      : Demir-II- Sülfat                  Fe2(SO4)3                : Demir-III- Sülfat

3. KÖK –KÖK  BİL.  İSİMLENDİRİLMESİ

KÖKÜN ADI+ KÖKÜN ADI  

ÖRNEK:

NH4NO3                   : Amonyum Nitrat                                (NH4)3 PO4               : Amonyum Fosfat

(NH4)2SO4               : Amonyum Sülfat                                NH4ClO3                  : Amonyum klorat

 

 

 

4. KÖK – AMETAL BİL. İSİMLENDİRİLMESİ

KÖKÜN ADI + AMETAL ADI  

ÖRNEK:

NH4Cl        :  Amonyum Klorür                             NH4 )2S    : Amonyum Sülfür

(NH4)3N   : Amonyum Nitrür                                (NH4)3P    : Amonyum Fosfür

5. AMETAL -AMETAL BİL. İSİMLENDİRİLMESİ

SAYI EKİ + ELEMENT ADI +    SAYI EKİ + ELEMENT ADI +  ÜR

ÖRNEK:

NO           :Azot Monoksit                                     N2O         :Di Azot Monoksit

NO2              : Azot Di Oksit                                       N2O4            : Di Azot Tetra Oksit

N2O5            : Di Azot Penta Oksit                           OF2               : Oksijen Di Florür

SF6                 : Kükürt Hekza Florür                          ClF7              : Klor Hepta Florür

1: Mono    2:Di     3:Tiri     4:Tetra        5:Penta    6:Hekza    7:Hepta    8:Okta    9: Nona    10:Deka

6.HİFDRATLI BİLEŞİKLERİN İSİMLENDİRİLMESİ:

BİLEŞİĞİN ADI+ RAKAM+HİDRAT

ÖRNEK:

Na2CO3 X 10 H2O   : Sodyum karbonat deka hidrat

MgSO4 X 7 H2O      : Magnezyum sülfat hapta hidrat

CuSO4 X 4 H2O       : Bakır sülfat tetra hidrat

6.ÖZEL ADLANDIRMA:

Bazı bileşikler özel olarak adlandırılır.

ÖRNEK:

H2O         : Su          NH3         : Amonyak             NaCl       : Yemek tuzu          CH4: Metan            H2SO4      : Sülfirik asit

CaCO3     : Kireç taşı             CaO: Sönmemiş kireç

MEB KİMYA KİTABI İÇİN YORUM:

  1. 1.       Sayfa 57 de, OH-(Hidroksit değil Hidroksil olmalıdır.) Ayrıca Cd+2 (Kdmiyun(II), Ni+2(Nikel(II) olmalıdır.
  2. 2.       Bileşiklerin isimlendirilmesi yetersiz ayrıca ametal- ametal bileşiklerin isimlendirilmesi ayrılmış.

 

 

ETKİNLİK:

F   Aşağıda verilen bileşikleri  isimlendiriniz?


ü        KBr                :…………………………………………………

ü        FeCl2             :…………………………………………………

ü        CuO               :…………………………………………………

ü        NH4Cl            :…………………………………………………

ü        (NH4)2MnO4:…………………………………………………

ü        Na2CO3         :…………………………………………………

ü        Ba(NO3)2       :…………………………………………………

ü        ZnSO4           :…………………………………………………

ü        CO2                :…………………………………………………

ü        FeBr2             :…………………………………………………

ü        NH4MnO4     :…………………………………………………

ü        Al2(SO4)3      :…………………………………………………

ü        MnCO3              :…………………………………………………

ü        CO                 :…………………………………………………

ü        HClO4            :…………………………………………………

ü        FeI3                        :…………………………………………………

ü         (NH4)3PO4    :…………………………………………………

ü        K2C2O4          :…………………………………………………

ü        NO2               :…………………………………………………

ü        Na2O             :…………………………………………………

ü        CrN                :…………………………………………………

ü        Na2Cr2O7       :…………………………………………………

ü        Al2(CrO4)3     :…………………………………………………

ü        HgNO3          :…………………………………………………

ü        N2O               :…………………………………………………

ü        HClO2            :…………………………………………………

ü        Cr2O3             :…………………………………………………

ü        Cu3N             :…………………………………………………

ü        ZnCl2             :…………………………………………………

ü         (NH4)2S2O3  :…………………………………………………

ü        N2O5              :…………………………………………………

ü        HClO3            :…………………………………………………

ü        AgCl             :…………………………………………………

ü        Hg2O             :…………………………………………………

ü        KNO3            :…………………………………………………

ü        Na2MnO4      :…………………………………………………

ü        Ca3(PO4)2      :…………………………………………………

ü        N2O4              :…………………………………………………

ü        Na3N             :…………………………………………………

ü        AgI                :…………………………………………………

ü        Hg2Cl2           :…………………………………………………

ü        (NH4)3N        :…………………………………………………

ü        KClO3            :…………………………………………………

ü        K2CO3           :…………………………………………………

ü        Sr(HCO3)2     :…………………………………………………

ü        HgI2               :…………………………………………………

ü        ZnS               :…………………………………………………

ü        NH4NO3        :…………………………………………………

ü        KIO3              :…………………………………………………

ü        Mg3(PO4)2    :…………………………………………………

ü        P4O10             :…………………………………………………

ü        NaNO3                :…………………………………………………

ü        K2CrO4               :…………………………………………………

ü        Al(NO3)3           :…………………………………………………

ü        Ag2S             :…………………………………………………

ü        FeSO4            :…………………………………………………

ü        SO3                :…………………………………………………

ü        BaO               :…………………………………………………

ü        HClO             :…………………………………………………

ü        S2O3               :…………………………………………………

ü        Mn2O7           :…………………………………………………

ü        NH4IO3          :…………………………………………………

ü        KAl(SO4)2     :…………………………………………………

ü        FeCrO4          :…………………………………………………

ü        Mg3N2           :…………………………………………………

ü        CaCl2.7H2O   :…………………………………………………

ü        PbS2              :…………………………………………………

ü        MgSO4.12H2O:……………………………………………..

ü        NH4CN          :…………………………………………………

ü        Fe3[Fe(CN)6]2:……………………………………………….

 

 

 

ETKİNLİK:

F        Aşağıda isimleri verilen bileşiklerin formüllerinin doğru verildiği seçeneği işaretleyiniz.



  1. 1.     Magnezyum Florür                     

 

A) MgF                             B) MgF2                         C) MgF3

D) Mg2F3              E) Mg2F

  1. 2.     Amonyum Klorat       

            

A) NH4Cl                       B) NH4ClO                  C) NH4ClO2

D) NH4ClO3                     E) NH4ClO4

  1. 3.     İyot Mono Klorür      

           

A) ICl                               B) I2Cl                            C) IClO

D) IClO2                             E) ICl3

  1. 4.     Kurşun (IV) Bromat 

           

A) Pb(BrO3)4                             B) PbBr4                    C) PbBrO3

D) Pb(BrO3)2                        E) PbBrO2

  1. 5.     Alüminyum Karbür

                                   

A) Al4C3                          B) Al3C4                           C) Al4C

D) AlC3                             E) Al2C3

  1. 6.     Kalsiyum Permanganat

        

A) CaMnO4                      B) Ca2MnO2                   C) CaMnO2

D) Ca(MnO4)2                         E) CaMnO7

  1. 7.     Di Azot Tri Oksit        

           

A) NO2                               B) N3O2                          C) N2O

D) N3O                                 E) N2O3

  1. 8.     Amonyum Dikromat

                                   

A) (NH4)2Cr2O7               B) (NH4)2CrO4          C) NH4CrO4

D) NH4(Cr2O7)2                   E) NH4Cr2O7

  1. 9.     Demir (III) Hidroksit

                                   

A) Fe(OH)3                     B) Fe3OH                      C)Fe(OH)2

D) FeOH3                              E) FeOH

10. Çinko Kromat               

                                    

A) ZnCrO4                        B) ZnCr2O7                  C) Zn2CrO4

D) Zn(Cr2O7)2    E) Zn(CrO4)2

11. Kükürt Tetra Florür                

A) S4F                               B) SF4                              C) S3F4

D) S3F2                                   E) SF2

12. Di Hidrojen Mono Oksit             

A) HO2                              B) HO                               C) H2O2

D) H2O                                E) H3O

13. Amonyum Fosfür                        

A) NH4F                         B) NH4PO4                   C) (NH4)3P

D) (NH4)3PO3                       E) NH4P

14. Baryum Okzalat                         

A) BaC2O4      B) Ba(C2O4)2                       C) BaCO2

D) Ba3(C2O4)3                        E) Ba(OH)2

15. Bakır (I) Sülfat                                         

A) CuSO4                      B) Cu(SO4)2                     C)  Cu2S

D) Cu2SO4              E) CuS

16. Gümüş Perklorat                           

A) AgCl                             B) AgClO                    C) AgClO2

D) AgClO3                            E) AgClO4

17. Kurşun (IV) Fosfat                         

A) PbPO4                        B) Pb3(PO4)4                 C) Pb3PO4                                D) Pb(PO4)4                    E) Pb(PO4)2

18. Oksijen Di Florür                         

A) O2F                              B) OF                          C) OF2

D) OF6                                E) OF3

19. Potasyum Karbonat                       

A) KCO3                         B) K(CO3)2                     C) K2CO3

D) K3CO3                             E) KHCO3

20. Mangan (II) Siyanür                      

A) MnCN                     B) Mn(CN)2                         C) Mn2CN

D) Mn3(CN)2                    E) MnCN2

 

e. İyonik Bileşiklerde Örgü Yapısı: İyonik kristaller

İyonik bileşikler denildiğinde, iyonların oluşturduğu bileşikler akla gelmektedir.

Ancak NaCl bileşiği tabiatta bu şekilde bulunmaz. Na ve Cl iyonları belli sayıda bir araya gelerek bir “kristal örgü” yapısı oluştururlar. Krıstal Örgüde; genellikle anyonların hacmi daha büyük olduğundan, anyonların aralarına katyonlar girerek belli  geometrik yapıda kristal örgü oluşur.

ÖRNEK:

NaCl de Na+ iyonları 6 adet Cl- iyonu tarafından sarılmıştır. Her Cl- iyonu da 6 adet Na+ iyonu tarafından sıkıca çekilerek “Birim Hücre” dediğimiz iyonik kristaller oluşur. Na6Cl6şeklindeki bu kristalin formülü sadeleştirilerek NaCl şeklinde ifade edilir.

ÖRNEK: CsCl de ise, Cl- iyonları Basit Kübik birim hücrelerin köşelerinde, Cs+ iyonu ise bu kübün merkezinde bulunmaktadır. Her kat yon 8 anyon tarafından sarılmaktadır. Cs8Cl8 şeklindeki bu bileşği sadeleştirerek, CsCl şeklinde förmülüze ederiz.

İyonik Bileşiklerin Özellikleri:

  1. İyonik bağlı bileşikler oda şartlarında katı halde bulunurlar.
  2. İyonik bileşiklerde katyon ve anyonlar, diğer katyon ve anyonlar tarafından sıkıca çekildikleri ve istiflendikleri için elektrik akımını iletmezler. Ancak kristal bozuklukları olan iyonik bileşikler elektrik akımını iletirler.
  3. İyonik yapılı maddeler suda genellikle iyi çözünürler.
  4.  İyonik yapılı maddelerin  sulu çözeltileri ve eriyikleri yukarıdaki sebeplerden dolayı iletkendir.

Örnek: NaCl nin suda çözünmesi: NaCl(katı)         →   Na+(suda)+ Cl-(suda)   (Suda=aq)

MEB KİMYA KİTABI İÇİN YORUM:

  1. 1.       İyonik bileşiklerde örgü yapısı sanırım üniversitelerde Genel Kimya derslerinde anlatılıyordu. Sınıfın büyük bir bölümü de sanırım konuyu anlayamıyordu. Bu konuyu çocuklara anlatan arkadaşlara helal olsun.
  2. 2.       Bunun yerine çözünme olayı daha detaylı anlatıla bilirdi.
  3. 3.       Bizler de sanırım bu derste iyonik bileşiklerin suda çözünmesini aşağıda verilen etkinlikleri çözerek çözünme olayını anlatabiliriz.

 

ETKİNLİK:

F   Aşağıda verilen bileşiklerin suda çözündüğünde ortama vereceği iyonları yazınız?


ü     KBr                    :…………………………………………………

ü     FeCl2                  :…………………………………………………

ü     NaOH                :…………………………………………………

ü     NH4Cl                :…………………………………………………

ü     (NH4)2MnO4     :…………………………………………………

ü     Na2CO3              :…………………………………………………

ü     Ba(NO3)2           :…………………………………………………

ü     ZnSO4                :…………………………………………………

ü     H2CO3                :…………………………………………………

ü     FeBr2                  :…………………………………………………

ü     NH4MnO4         :…………………………………………………

ü     Al2(SO4)3           :…………………………………………………

ü     MnCO3                     :…………………………………………………

ü     AlCl3                  :…………………………………………………

ü     HClO4                :…………………………………………………

ü     FeI3                               :…………………………………………………

ü      (NH4)3PO4        :…………………………………………………

ü     K2C2O4               :…………………………………………………

ü     NaNO3               …………………………………………………

ü     Na2SO4              :…………………………………………………

ü     CrCl3                  :…………………………………………………

ü     Na2Cr2O7           :…………………………………………………

ü     Al2(CrO4)3         :…………………………………………………

ü     HgNO3               :…………………………………………………

ü     CuI2                   :…………………………………………………

ü     HClO2                :…………………………………………………

ü     Cr2(SO4)3           :…………………………………………………

ü     Cu3N                  :…………………………………………………

ü     ZnCl2                 :…………………………………………………

ü      (NH4)2S2O3       :…………………………………………………

ü     KCl                    :…………………………………………………

ü     HClO3                :…………………………………………………

ü     AgCl                  :…………………………………………………

ü     Hg2O                  :…………………………………………………

ü     KNO3                 :…………………………………………………

ü     Na2MnO4          :…………………………………………………

ü     Ca3(PO4)2           :…………………………………………………

ü     N2O4                   :…………………………………………………

ü     Na3N                  :…………………………………………………

ü     AgI                    :…………………………………………………

ü     Hg2Cl2                :…………………………………………………

ü     (NH4)3N             :…………………………………………………

ü     KClO3                :…………………………………………………

ü     K2CO3                :…………………………………………………

ü     Sr(HCO3)2          :…………………………………………………

ü     HgI2                   :…………………………………………………

ü     ZnS                    :…………………………………………………

ü     NH4NO3             :…………………………………………………

ü     KIO3                  :…………………………………………………

ü     Mg3(PO4)2         :…………………………………………………

ü     Ag2S                                  :…………………………………………………

ü     NaNO3                       :…………………………………………………

ü     K2CrO4                      :…………………………………………………

ü     Al(NO3)3                  :…………………………………………………

ü     Ag2S                                  :…………………………………………………

ü     FeSO4                :…………………………………………………

ü     HSO3                 :…………………………………………………

ü     Ba(OH)2             :…………………………………………………

ü     HClO                  :…………………………………………………

ü     S2O3                   :…………………………………………………

ü     Mn2O7               :…………………………………………………

ü     NH4IO3              :…………………………………………………

ü     KAl(SO4)2         :…………………………………………………

ü     FeCrO4               :…………………………………………………

ü     Mg3N2               :…………………………………………………

ü     CaCl2.7H2O       :…………………………………………………

ü     PbS2                   :…………………………………………………

ü     MgSO4                      :…………………………………………………

ü     NH4CN              :…………………………………………………

ü     Fe3[Fe(CN)6]2      :…………………………………………………

ÜNİTE- 3

FOTOSENTEZ SUNUMU

ÇEVRE KİMYASI SUNUMU

 

 

 

 

 

 

  1. Bölüm
  • Fiziksel ve Kimyasal Özellik
  • Kimyasal tepkimeler

Etkinlikler

  • Doğal gaz ve LPG arasındaki fark
  • Suyun Elektrolizi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1.FİZİKSEL ÖZLLİK ve FİZİKSEL DEĞİŞME:

Maddelerin yapısında kalıcı değişiklik oluşturmadan ölçüle bilen özelliklere Fiziksel Özellikler denir.

-           Erime, kaynama, buharlaşma….

Bu tür değişmelere de Fiziksel Değişme denir.

-           Buzun erimesi, suyun kaynaması, suyun buharlaşması…

FİZİKSEL ÖZELLİK FİZİKSEL DEĞİŞME
Erime Buzun erimesi
Kaynama Suyun Kaynaması
Çözünürlük NaCl ün suda çözünmesi
Yırtılma Kağıdın yırtılması

 

 

 

 

 

 

 

KİMYASAL ÖZELLİK ve KİMYASAL DEĞİŞME:

Maddelerin yapısında kalıcı değişiklikler oluşturarak ölçüle bilen özelliklere Kimyasal Özellikler denir.

-           Paslanma, yanma, çürüme….

Bu tür değişmelere de Kimyasal Değişme denir.

-           Demirin paslanması, odunun yanması, elmanın çürümesi…

 

KİMYASAL ÖZELLİK KİMYASAL  DEĞİŞME
Yanma Metan gazının yanması
Küflenme Peynirin küflenmesi
Çözünürlük Na’un suda çözünmesi

NOT:Fiziksel olaylarda geri dönüşüm başka bir fiziksel olayla mümkünken; Kimyasal olaylarda geri dönüşüm ancak başka bir kimyasal olayla mümkündür. Bununla birlikte geri dönüşümü mümkün olmayan kimyasal olaylarda vardır.

ETKİNLİK:  Aşağıda verilen olayların fiziksel ya da kimyasal olay olduklarını tartışınız?

OLAY Fiziksel Olay Kimyasal Olay  

Neden?

 

 

 

 

 

1 İyodun süblimleşmesi

x

Hal değişim olaylarında maddenin yapısında kalıcı değişiklik olmaz.
2 Buzun erimesi
3 Tuzun suda çözünmesi
4 Havanın yoğunlaşması
5 Oksijenin suda çözünmesi
6 Demirin erimesi
7 Suyun buharlaşması
9 CO2 nin sıvılaşması
10 Şekerin erimesi
11 Alkolün uçması
12 Kırağı oluşumu
13  Suyun elektrolizi
14  Camın buğulanması
15 Yağmur oluşumu
16 Mumun erimesi
18 Çiğ oluşumu
19 Alkolün suda çözünmesi
20 Çimentonun donması
21 Camın kırılması
22  Naftalinin süblimleşmesi
23 Gümüşün havada kararması
24 Demirin asitte çözünmesi
25 Sütün ekşimesi
26 Sütten yoğurt eldesi
27  Na metalinin suda çözünmesi
28 Baraj suyundan içme suyu eldesi
29 Yoğurttan ayran eldesi
30 Üzümden şarap eldesi
31 Ekmeğin küflenmesi
32 Şeker pancarından şeker eldesi
33 Yağlı boyanın kuruması
34 Odunun yanması

 

 

 

 

 

2. KİMYASAL TEPKİMELER:

Kimyasal  olayların denklemlerle ifade edilmesine Kimyasal  Denklemler denir.

 

ÖR:  Bir miktar C ile yeteri kadar O2 tepkimeye girerek  karbon dioksit oluşturur, ifadesini kısaca;

C(k) + O2(g)  → CO2(g)

             

ÖR:  Bir miktar CH4 (metan) ile yeteri kadar O2 tepkimeye girerek  karbon dioksit ve su oluşturur, ifadesini kısaca;

C(k) + O2(g)  → CO2(g)

Şeklinde denklemlerle ifade edilirler.

 

Denklemlerde;

Girenler( reaktifler) → Çıkanlar (ürünler)

ÖRNEK:

Çıkanlar, Ürünler

Girenler, Reaktifler

C(k)        +          O2(g)              →           CO2(g)

 

 

 Kimyasal tepkimelerde, tepkimeye giren;

v      Atomların Cinsi

v      Atomların Sayısı

v      Toplam Kütle

v      Toplam Elektron Sayısı… her zaman korunur.

Kimyasal tepkimelerde, tepkimeye giren;

v            Toplam Mol Sayısı (Mol kavramını şimdilik bilmiyoruz)

v            Toplam Molekül Sayısı

v            Toplam Hacim

v            Toplam Madde Sayısı

v            Toplam Madde Türü … her zaman korunmayabilir.

CaCO3 (k) CaO (k) + CO2(g)
1 tane  CaCO3 1 tane  CaO + 1 tane  CO2
1 mol  CaCO3 1 mol   CaO + 1 mol  CO2
100 g CaCO3 56 g CaO + 44 g  CO2
- - + V litre
N2(g) + 3 H2(g) 2NH3(g)
1 tane N2 + 3 tane H2 2 tane NH3 +  ısı
2 tane N + 6 tane H 2 taneN + 6 tane H
1 Mol N2 + 3 Mol H2 2 Mol NH3
V lirte N2 + 3V lirte H2 2V lirte NH3
28 g + 6 g 2*17 = 34 g

 

       

 

 

 

 

 

 

NOT:  Isı teriminin çıkan tarafta olması bu tepkimenin gerçekleşirken ısı verdiğini, ekzotermik olduğunu ifade etmektedir.

Maddelerin fiziksel halleri sağ alt köşesine yazılan harflerle ifade edilir.

 

 

 

 

BASİT YOLLARLA DENKLEM DENKLEŞTİRME:

      Bunun için;
1. Denklem üzerinde en karmaşık maddenin katsayısı 1 alınır.

2. “Kimyasal tepkimelerde atomların sayısı ve cinsi korunur” ilkesi gereği diğer maddeler in katsayıları,  bu madde temel alınarak denkleştirilir.

Denkleştirme esnasında; Önce metallerin, sonra ametallerin, sonra H’in, en son olarak ta O’nin denkliği kontrol edilir.

Örnek:

Ca +H2SO4        →     Ca2SO4 + H2

en karmaşık olan  Ca2SO4 ün kat sayısı 1 alınarak işe başlanır.    Ca +H2SO4    →    1 Ca2SO4 + H2

Önce metaller denkleştirilir.         2Ca +H2SO4         →    1 Ca2SO4 + H2

Sonra ametaller denkleştirilir.     2Ca +1H2SO4       →    1 Ca2SO4 + H2

En son hidrojen denkleştirilir.       2Ca +1H2SO4      →    1 Ca2SO4 +1 H2

 

ETKİNLİK-1: Aşağıda verilen denklemleri denkleştiriniz?

N2(g)   +   H2(g)    →   NH3(g) H2(g)  +   O2(g)        →     H2O(s)
N2O4(g)      →      NO2(g) Fe(k)   +   O2(g)        →     Fe2O3(k)
C2H4     +   O2          →    CO2    +   H2O C2H5OH  +      O2              →       CO2   +   H2O
C6H12O+    O2 →         CO2      +       H2O CS2     +     O2          →      CO2    +    SO2
Li   +     H2O      →        LiOH    +     H2 Na  +     H2O     →     NaOH   +     H2
Ca  +     H2O     →     Ca(OH)2    +   H2 Fe    + H2O        →     Fe(OH)2     +  H2
H2SO4  +    NaOH    →      Na2SO4  +   H2O H3PO4  +    NaOH     →      Na3PO4  +   H2O
HCl     +     NH3     →            NH4Cl CaCO3(k)      →     CaO(k)  +   CO2(g)
KClO3(k)                 →        KCl(k)  +   O2 (g) KCl (k)  +    O2(g)      →      KClO3(k)
      Na(k)   +   HCl(aq)     →    NaCl(k)   +   H2O(s) AgNO3(aq)  +   NaCl(aq)     →     AgCl(k)  +    NaNO3(aq)
Ca(k)   +   ZnCl2(aq)    →    CaCl2(aq)  +  Zn(k) BaCl2(aq)  Na2SO4(aq)     →     BaSO4(k)  +  NaCl(aq)
AlCl3(aq) +  KOH(aq)  →    Al(OH)3(aq)  +  KCl(aq) K2SO4(aq)  +   FeBr3(aq)     →     Fe2(SO4)3(k)  +  KBr(aq)

ETKİNLİK-2: Doğal gaz ve LPG arasındaki fark nedir?  Araştırınız?

ETKİNLİK-3:  MEB kimya sayfa 106 da ki “Suyun Elektrolizi” deneyini yapınız?

MEB KİMYA:  Denklem denkleştirme ve denklem katsayılarının yorumu üzerinde çok durulmamış. Ancak bildiğimiz gibi bu konu çok önemli.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  1. 1.       YANMA TEPKİMELERİ:

Maddelerin O2 ile tepkimesine denir.

Yanma olayı için; yanıcı madde, hava, tutuşma sıcaklığı gerekmektedir. Bu 3 faktörden biri tükenirse yanma olayı sona erer.

Yanma tepkimeleri genelde hızlı gerçekleşir. Ancak demirin paslanması gibi bazı yanma olayları yavaş gerçekleşir. Yavaş yanmalara genel olarak paslanma denir.

Yanmayan ve havadan ağır maddeler yangın söndürücü olarak kullanılır (CO2)

C + O2                               →            CO2

S + O2                               →            SO2

N + O2                                              →            NO2 (Yüksek sıcaklıkta hızlı gerçekleşir)

CH4 + 2O2                                      →            CO2 +  2H2O

C3H8 + 5O2                                    →            3CO2 +  4H2O

C2H4 + 3O2                                    →            2CO2 +  2H2O

C6H12O6 + 6O2   →            6CO2 +  6H2O

CS2 + 2O2                                       →            CO2 + 2SO2

4Fe   + 3O2                                 2Fe2O3

ETKİNLİK: MEB kimya kitabında110 uncu sayfadaki  “Yapay Volkan Deneyi” yapılacak.

  1. 2.       ÇÖZÜNME VE ÇÖKELME TEPKİMELERİ

“ Farklı iki çözelti karıştırıldığında, farklı çözeltilerdeki katyon ve anyonlar bir araya gelerek çökelti oluştururlar.”

ÖRNEK:

2KI(aq)  +  Pb (NO3)2    →        PbI2(k) +KNO3(aq)

Renksiz iki çözelti karıştırıldığında, sarı renkli PbI2  çöker. KNO3 suda çözündüğünden çözeltide kalır. Bu tepkime PbI2 yi elde etmek için yapıldığından dolayı, PbI2 süzülerek çözeltiden ayrılır.

 

ÖRNEK:

NaCl(aq)  +  AgNO3(aq)      → AgCl (k) + NaNO3(aq)

Na+ Cl-  ve  Ag+ NO3-   karıştırıldığında, beyaz renkli AgCl  çöker. NaNO3 suda çözündüğünden çözeltide kalır. Bu tepkime AgCl ü  elde etmek için yapıldığından dolayı, ACl süzülerek çözeltiden ayrılır.

ÖRNEK:

AlCl3(aq)  + 3KOH(aq)      → Al(OH)3(k) +3 KCl(aq)

ÖRNEK:

BaCl2(aq)  + Na2SO4(aq)      →     BaSO4 (k) +2NaCl(aq)

 

 

ETKİNLİK: PbI2 çökelme tepkimesi deneyini yapınız? (MEB-112)

  1. 3.     ASİT-BAZ TEPKİMELERİ:

ASİTLER

Suda çözündüğünde ortama H+ iyonu salabilen yada

ortamın H+ derişimini artıran maddelere ASİT denir.

ÖZELLİKLERİ:

1. Tatları ekşidir.

2. Turnusol kağıdının rengini kırmızıya çevirirler.

3. Suda iyonlaşarak çözünürler.

4. Sulu çözeltileri elektrik akımını iletir.

5. Aktif metallerle tepkimeye girerek H2 gazı açığa çıkartırlar.

6. Bazlarla tepkimeye girerek Tuz+Su oluştururlar.

BAZI KUVVETLİ ASİTLER

HCl  :Klorik asit          HNO3     : Nitrik asit

HBr  :Bromik asit        H2SO4    : Sülfirik asid

HI     :İyodik asit         HClO4   : Klorat asiti

BAZI  ZAYIF ASİTLER

HF   :Florik asit           H2CO3  :Karbonik asit

H2S  :Sülfür asiti         HCN    :Siyanür asiti  CH3COOH :Asetik Asit

 

 

 

 

 

 

BAZLAR: Suda çözündüğünde ortama OH- iyonu salabilen yada ortamın OH- derişimini artıran maddelere BAZ denir.

 

ÖZELLİKLERİ:

1.Tatları acıdır.

2.Turnusol kağıdının rengini maviye çevirirler.

3.Suda iyonlaşarak çözünürler.

4.Sulu çözeltileri elektrik akımını iletir.

5.Anfoter metallerle tepkimeye girerek H2 gazı açığa çıkartırlar.

6.Asitlerle tepkimeye girerek Tuz+Su oluştururlar.

ASİT VE BAZLARIN AYIRACI

  1. 1.       Turnusol  kağıdı:  Asitler turnusol kağıdının rengini kırmızıya, bazlar ise maviye çevirirler. Tuzlar ise turnusol kağıdının rengini değiştirmezler.
  1. 2.       Metil oranj baoyası:  Asitlerde kırmızı, bazlarda sarı, nötr ortamda ise portakal rengini alırlar.

BAZI KUVVETLİ BAZLAR

LiOH              : Lidyum Hidroksit

NaOH            : Sodyum Hidroksit

KOH               : Potasyum Hidroksit

BAZI  ZAYIF BAZLAR

AgOH             : Gümüş Hidroksit

Al(OH)3         : Alemünyum Hidroksit

NH3                : Amonyak

TUZLAR : Başlıca katyon ve anyon bileşiklerine TUZ denir.

ÖZELLİKLERİ:
1.Başlıca katyon-Anyon bileşikleridir. (K+ A-)

2.Katyon-Anyon arasında iyonik bağ bulunur.

BAZI ASİTLERİN BULUNDUĞU YERLER

  1. 1.       Ekşi elma       :Malik asit
  2. 2.       Limon             :Sitrik asit
  3. 3.       Isırgan otu    :Formik asit
  4. 4.       Sirke               :Asetik asit
  5. 5.       Akülerde        :Sülfirik asit
  6. 6.       Midede          :Klorik asit
  7. 7.       Bal arısı salgısı: Asitiik

3. Suda Katyon ve Anyonlarına ayrışarak çözünürler.

4. Sulu çözeltileri, azda olsa elektrik akımını iletir.

TUZ ÇEŞİTLERİ

ASİDİK TUZ:

Kuvvetli asitlerle, zayıf bazın tuzuna denir.

BAZİK TUZ:

Kuvvetli bazlarla, zayıf Asitlerin tuzuna denir.

BAZI  BAZLARIN BULUNDUĞU YERLER

  1. 8.       Sabun             :Bazik
  2. 9.       Eşek arısı salgısı: Bazik

NÖTR TUZ:

Kuvvetli  asitle, Kuvvetli bazın tuzuna denir.

 

 

 

 

 

ASİT- BAZ TEPKİMELERİ:

Asit veya asidik özelliğe sahip olan maddelerle, baz veya bazik özelliğe sahip maddelerle tepkime verirler. Bu tür tepkimelere genel anlam da Asit – Baz tepkimesi de denir.

Asitler, bazlarla tepkimeye girerek tuz ve su oluştururlar. Ancak baz NH3 ise,  su meydana gelmez, sadece tuz oluşur.

Tuzlar, bazın katyonu ile asitin anyonundan meydana gelir.

HCl(suda) + NaOH(suda) → NaCl(suda)  +H2O(S)

asit                            baz                              Tuz                        Su

 

Burada; Na+ ve Cl- iyonları birleşerek tuz oluştururken, H+ ve OH- iyonları da nötürleşerek su  oluştururlar. Bu tür tepkimelere asit-baz tepkimeleriyle birlikte nötürleşme tepkimeleri de denir.

Ancak her asit baz tepkimesi nötürleşme tepkimesi değildir.

HCl(suda) + NH3(suda) → NH4Cl(suda)

asit                            baz                              Tuz                         

NH4Cl çözeltisi bazik özellik gösterdiği için ortam nötr olmaz. Bu asit baz tepkimesi bu sebeple nötürleşme tepkimesi değildir.

Asit-baz tepkimeleri ;
1) Kuvvetli asit ile kuvvetli bazın tepkimesi, nötrleşme tepkimesi olacağından, pH değeri 7 olur.
2) Kuvvetli asit ile zayıf bazın tepkimesi sonucu pH değeri 7 den küçük olur.
3) Zayıf asit ile kuvvetli bazın tepkimesi sonucunda pH değeri 7 den büyük olur.

NOT:
Asitler; Na,K,Ca,Fe,Zn,Pb,Al….gibi metalleri ve karbonatlı bileşikleri çözer. Ancak Cu,Hg,ag,Pt,Au gibi metalleri çözemez.

Ca + H2SO4                    →            Ca SO4+ H2

Fe + HNO3                       →                  Fe(NO3)3 + H2

Mg +H3PO4                   →            Mg3(PO4)2+ H2

Pb+ H2SO4                     →            PbSO4+ H2

CaCO3 + HCl                  →            CaCl2 +CO2 + H2O

Hg + HCl                        →            Tep.Olmaz

Hg + H2CO3                     →                  Tep.Olmaz

Hg + H2SO3                    →            Tep.Olmaz

Hg + H2SO4                    →            Tep.Olmaz

Hg + H2SO4                    →            HgSO4 + SO2+ H2O

Hg + HNO3                    →            Hg (NO3)2 + NO+ H2O

Hg + HNO3                    →            Hg (NO3)2 + NO2+ H2O

Pt + HNO3                     →            Tep.Olmaz

Au+ HNO3                     →            Tep.Olmaz

NOT: Bazlar ise ancak; Zn,Al,Sn,Pb,Cr…gibi anfoter matlleri çözerler.

Zn +KOH                       →            K2ZnO2 + H2

Al +KOH                        →            K3AlO3 + H2

NOT:Tepkimeler denkleştirilecektir.Lütfen denkleştiriniz.

 

 

4.REDOKS  TEPKİMALERİ:

Başlıca indirgenme ve yükseltgenme tepkimelerine denir.

Elektron veren madde, verdiği elektron sayısı kadar + yükle yüklenir. Yükseltgenir. İndirgendir.

Elektron alan madde, aldığı elektron sayısı kadar – yükle yüklenir. İndirgenir. Yükseltgendir

2Na + Cl2          →      2NaCl

Görüldüğü gibi Na + Cl2 tepkimesinde Na elektron vererek + yükle yüklenmiş ve yükseltgenmişir.

Klor ise elektron alarak – yükle yüklenmiş ve indirgenmiştir.

Dolayısıyla Cl yükseltgen ,  Na indirgendir.

Örnek: Aşağıda verilen tepkimede; elektron alan, elektron veren, indirgenen ve yükseltgenen maddeleri bulunuz?

Cu + H2SO4          →     CuSO4 + SO2+H2O

 

Çözüm:

Cu0 + H2S+6O4     →                                    Cu+2SO4+ S+4O2+H2O

 

Elektron veren: Cu0

Elektron alan: S+6

İndirgenen: H2SO4

Yükseltgenen:  Cu0

Örnek:

Fe0 +  O20     Fe+2O-2

Yukarıda verilen tepkimede; elektron alan, elektron veren, indirgenen ve yükseltgenen maddeleri bulunuz?

Çözüm:

Fe0 +  O2 0     Fe+2O-2

Elektron veren: Fe0

Elektron alan: O20

İndirgenen: O20

Yükseltgenen:Fe0

Örnek:

H2O2(aq) +2Fe+2(aq) +2H+        →      2H2O(s) +  2Fe +3

Yukarıda verilen tepkimede; elektron alan, elektron veren, indirgenen ve yükseltgenen maddeleri bulunuz?

Çözüm:

H2O2-1 (aq) +2Fe+2(aq) +2H+        →    2H2O-2(s) +  2Fe +3

 

Elektron veren: Fe+2

Elektron alan: O2-1

İndirgenen: O2-1

Yükseltgenen: Fe+2

 

 

ETKİNLİK: Aşağıda verilen asit-baz tepkimelerinde oluşacak ürünü yazınız?

TEPKİME

ÜRÜN

HCl + NaOH
H2SO4+ NaOH
HNO3+ KOH
H2S+ KOH
H2CO3+ NaOH
HCN+ KOH
CH3COOH+ NaOH
HBr+ Mg(OH)2  
H2SO4+ Ca(OH)2  
HNO3+ Mg(OH)2  
H2CO3+ Ba(OH)2  
CH3COOH+ Ca(OH)2  
HI+ Al(OH)3  
H2SO4+ Ba(OH)2  
HNO3+ Al(OH)3  
HF+ Al(OH)3  
HCl+ NH3  
H2SO4+ NH3  
HNO3+ NH3  
HClO4+ NaOH
HIO+ KOH
HBrO2+ NH3  

 

ETKİNLİK: Aşağıda verilen etkinlikleri irdeleyiniz?

TEPKİME

İNDİRGEN

YÜKSELTGEN

İNDİRGENEN

YÜKSELTGENEN

H+  ½ O2  →   H2O

 

 

 

 

CaO2   →    CaO   +  ½ O2

 

 

 

 

CuO   →    Cu   +  ½ O2

 

 

 

 

N2(g)   +   3H2(g)    →   2 NH3(g)

 

 

 

 

2 Fe(k)   +   3/2 O2(g)     →   Fe2O3(k)

 

 

 

 

KCl (k)  +  3/2 O2(g)    →   KClO3(k)

 

 

 

 

Cu     +    H2SO4         →    CuSO4    +   SO2   +  H2O

 

 

 

 

Ca   +    H2SO4            →       CaSO4   +  H2

 

 

 

 

 Hg    +    H2SO4         →       HgSO+  SO+  H2O        
 C2H4     +    3 O2        →    2 CO2      +     2 H2O        
 C6H12O+  6 O2       →    6 CO2      +     6 H2O        
C2H5OH + 7/2O2       →    2 CO2   +   3 H2O        
CS2     +    2 O2         →      CO2    +   2 SO2        
Cu   +   HNO3      →                Cu(NO3)2  +   NO2   +  H2O        
CrI+  KOH  +  Cl2  →  KCl + K2CrO4 + KIO4 + H2O        
FeCl2   +  H2O+  HCl    →   FeCl3  +   H2        
Al(k)   +   3 NaOH(aq)                →  Na3AlO3   +   3/2 H2        

 

 

 

ETKİNLİK: Aşağıda verilen tepkimeleri tamamlayıp, indirgen ve yükseltgen maddeleri gösteriniz?

 

 

REAKTİFLER

ÜRÜNLER

İNDİRGENEN

YÜKSELTGENEN

1

 H2    +    O2

2

 N2    +    H2

3

Ba   +    HCl

4

Mg  +   HCl

5

Al   +   HCl

6

 Zn  +   NaOH

7

 Al   +   NaOH

8

Na   +   H2O

9

 K   +   H2O

10

 KClO+   ısı

11

 CaCO3 +   ısı

12

 Cu  +  H2SO4(derişik)

13

 Ca  +   H2SO4

14

 Cu  +  HNO3 (seyreltik)

15

 Cu  +  HNO3 (derişik)

16

CH4   +     O2

17

CS 2   +    O2

18

C2H5OH   +   O2

 

 

 

 

TEST – 1


  1. 1.               I.    Yumurtanın pişmesi

II.   Bakır telin elektriği iletmesi

III.  Peynirin küflenmesi

Yukarıdaki olaylardan hangileri kimyasaldır?

 

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                  C) Yalnız III

D) I ve II                      E) II ve III

  1. 2.               I.    Elmanın çürümesi

II.   CO2 gazının kireç suyunu bulandırması

III.  Şeker pancarından şeker eld

Yukarıdaki olaylardan hangileri kimyasaldır?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                       E) II ve III

  1. 3.               I.    Sütün ekşimesi

II.   İyodun süblimleşmesi

III. Yemek tuzunun elektrolizi

Yukarıdaki olayların hangilerinde maddenin yalnız fiziksel özelliği değişmiştir?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                      E) I, II ve III

  1. 4.               I.   Mumun erimesi

II.  Mumun yanması

III. Mumun ezilmesi

Yukarıdaki olayların hangilerinde maddenin sadece kimyasal özelliği değişmiştir?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                       E) I, II ve III

  1. 5.              I.     Na(k) ‘nın suda çözünmesi

II.   NaCl(k) ‘nin suda çözünmesi

III. NaCl(aq) elektrolizi.

Yukarıdaki olayların hangilerinde maddenin yalnız fiziksel özelliği değişmiştir?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                     E) I, II ve III

  1. 6.              I.     Na(k) ‘nın suda çözünmesi

II.   NaCl(k) ‘nin suda çözünmesi

III. NaCl(aq) elektrolizi.

Yukarıdaki olayların hangilerinde kimyasal değişme olmuştur?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                      E) I, II ve III

  1. 7.                  I.   Çimentonun donması

  II.  Camın kırılması

III. Naftalinin süblimleşmesi

Yukarıdaki olayların hangilerinde kimyasal değişme olmuştur?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                      E) I, II ve III

  1. 8.               I.      Oksijenin suda çözünmesi
  2. II.          Demirin asitte çözünmesi
  3. III.         Tuzun suda çözünmesi

 

Yukarıdaki olayların hangilerinde maddenin yalnız fiziksel özelliği değişmiştir?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                     E) I, II ve III

  1. 9.               I.    Sütün ekşimesi

II.   Mumun erimesi

III. Sütten yoğurt eldesi

Yukarıdaki olayların hangilerinde maddenin kimyasal özelliği değişmiştir?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                     E) I, II ve III

  1. 10.             I.   Na metalinin suda çözünmesi

II.  Baraj suyundan içme suyu eldesi

III. Yoğurttan ayran eldesi

Yukarıdaki olayların hangilerinde maddenin kimyasal özelliği değişmiştir?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                      E) I, II ve III

  1. 11.             I.   Üzümden şarap eldesi

II.   Suyun elektrolizi

III. Suyun donması

Yukarıdaki olayların hangilerinde maddenin kimyasal özelliği değişmiştir?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                     E) I, II ve III

  1. 12.             I.    Ekmeğin küflenmesi

II.   Şeker pancarından şeker eldesi

III. Yağlı boyanın kuruması

Yukarıdaki olayların hangilerinde maddenin kimyasal özelliği değişmiştir?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                       E) I, II ve III

  1. 13.            I.    Erime

II.  Yanma

III. Kâğıdın yanması

Yukarıdaki olayların hangileri kimyasal olaydır?

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                     E) I, II ve III

 

 

 

 

  1. 14.            I.    C ’nin yanması

II.   H2 ve O2 ile tepkimesi

III. Na ‘nın Cl2 ile tepkimesi

Yukarıdaki olayların hangilerinde tepkimenin geri dönüşümü mümkündür?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                   C) Yalnız III

D) I ve II                        E) II ve III

  1. 15.      Aşağıdaki olaylardan hangisinde kimyasal değişme olmuştur?

A)     Naftalinin süblimleşmesi

B)     Kâğıdın yırtılması

C)     Odunun talaş hale getirilmesi

D)    Çözeltilerin elektrik akımını iletmesi

E)     Suyun donması.

  1. 16.      Aşağıdaki olaylardan hangisinde fiziksel değişme olmuştur?

A)     Kırağı oluşması

B)     Suyun oluşumu

C)     Suyun elektrolizi

D)    Sodyumun suda çözünmesi

E)     Ekmeğin küflenmesi

TEST – 2


  1. 1.     Aşağıda verilen ifadelerden hangileri asitler için doğrudur?
    1. Tatları ekşidir.
    2. Suda iyonlaşarak çözünürler.
    3. Suda çözündüklerinde H+ iyonu salarlar.

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                      C) I ve II

D) I ve III                           E) I, II ve III

  1. 2.     H2SO4 için;
    1. Aktif metallerle tepkimeye girer.
    2. Bazlarla tuzları oluşturur.
    3. Pasif metallerle tepkimeye girerek SO2 gazı açığa çıkartır.

yukarıda verilen bilgilerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                      C) I ve II

D) I ve III                         E) I, II ve III

  1. 3.              I.    Turnusol kâğıdına etki ederler.

II.   Sulu çözeltileri elektrolittir.

III. Amfoter metallere etki ederler.

Yukarıdaki ifadelerden hangileri asit ve bazların ortak özelliklerindendir?

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                      C) I ve II

D) I ve III                           E) I, II ve III

  1. 4.          I. CH3COOH           II. HNO3         III. C2H5OH

Yukarıdaki maddelerden hangileri turnusol kağıdına etki eder ?

 

A) Yalnız I                          B) yalnız II                      C) I ve II

D) I ve III                           E) I, II ve III

  1. 5.              I.   Tatları acıdır.

II.  Turnusol kâğıdına etki ederler.

III. Tüm aktif metallerle tepkimeye girerler.

Yukarıdaki ifadelerden hangileri yalnız bazların özelliklerindendir?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                      C) I ve II

D) I ve III                         E) I, II ve III

  1. 6.      

 

 

 

Yukarıdaki kaplardan hangilerinden H2 gazı açığa çıkar?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                       C) I ve II

D) I ve III                          E) I, II ve III

  1. 7.      

 

 

Yukarıdaki kaplardan hangilerinden gaz çıkışı gözlenir?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                       C) I ve II

D) I ve III                           E) I, II ve III

  1. 8.              I.    NH3

II.  HCOOH

III. C2H5OH

Yukarıdaki kaplardan hangileri turnusol kâğıdının rengini maviye çevirir?

 

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                      C) I ve II

D) I ve III                          E) I, II ve III

  1. 9.      

Yukarıdaki kaplardan hangilerinde tuz oluşmaz?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                       C) I ve II

D) I ve III                         E) I, II ve III

  1. 10.   

Yukarıda gerçekleşen tepkimelerden hangisinden H2 gazı açığa çıkar?

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                     C) I ve II

D) I ve III                         E) I, II ve III

11. Aşağıdaki ifadelerden hangisi tuzlara ait değildir?

A)         Kristal yapıdadır.

B)         Katyon anyon bileşikleridir.

C)         Asit baz tepkimesinin ürünüdür.

D)        Çözeltileri iletkendir

E)         Turnusol kâğıdına etki ederler.

  1. 12.    N2 (g)   +    3 H2(g)              →     2 NH3(g)   ΔΗ= – c  kkal

Tepkimesiyle ilgili olarak aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

 

A)         Redoks tepkimesidir.

B)         Sentez tepkimesidir.

C)         Minimum enerji ürünler lehinedir.

D)        Isı veren bir tepkimedir

E)         Yer değiştirme tepkimesidir.

  1. 13.    Ca(k)   +     HCl(aq)            →       CaCl2(k)     +       H2(g)

Tepkimesiyle ilgili olarak aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

 

A)         Redoks tepkimesidir.

B)         Yer değiştirme tepkimesidir.

C)         Sentez tepkimesidir.

D)         1 tane Ca dan, 1 tane H2 elde edilir.

E)          N tane Ca dan, 1 tane H2 elde edilir.

  1. 14.    NaOH    +    HCl   →   NaCl   +   H2O

Yukarıda verilen tepkimeyle ilgili olarak;

 

  1. Asit baz tepkimesidir.
  2. Nötrleşme tepkimesidir.
  3. Redoks tepkimesidir.

ifadelerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                      C) I ve II

D) I ve III                           E) II ve III

15. Aşağıdaki tepkimelerden hangisi gerçekleşmez?

 

A)         Ca   +  HCl              →

B)         Cu   +  HNO3                                 

C)         Hg   +  HNO3           →

D)         Cu   +  H2CO3          →

E)          Na   +  HCN            →

TEST – 3

  1. 1.     Aşağıdakilerin hangisi asit – baz tepkimesi değildir?

 

A)         Cu     +    H2SO4          →    CuSO4    +   SO2   +  H2O

B)         H2SO4  +  2 NaOH  →     Na2SO+  2 H2O

C)         H3PO4  +  3 NaOH  →     Na3PO4  +  H2O

D)        HCl     +     NH3           →     NH4Cl

E)         CO2      +     NaOH    →     Na2CO3   +   H2O

  1. 2.     Aşağıdakilerden hangisi redoks tepkimesi değildir?

 

A)         Ca   +    H2SO4             →       CaSO4   +  H2

B)         H2SO4  +   2 NaOH  →      Na2SO4  + 2 H2O

C)         H3PO4  +   3 NaOH  →      Na3PO4  + 3 H2O

D)        HCl     +     NH3            →       NH4Cl

E)         Hg    +    H2SO4            →       HgSO+  SO+  H2O

 

 

 

  1. 3.     Aşağıdaki verilen tepkimelerden hangisi gerçekleşmez? ( Aktiflik sırası; Ca > Mg > Zn > Cu )

 

A)         Ca + MgCl2  →

B)         Ca + ZnCl2   →

C)         Ca + CuCl2   

D)        Zn + MgCl2  

E)         Zn + CuCl2    →

  1. 4.     Aşağıdaki verilen tepkimelerden hangisi gerçekleşmez? ( Aktiflik sırası; F > Cl > Br > I )

 

A)         I2    +   MgCl2  →

B)         Br2  +   ZnCl2   

C)         Br2  +   CuF2     

D)        Cl2   +   Mgl2    

E)         I2     +   CuF2     

  1. 5.     Aşağıdaki verilen tepkimelerden hangisi analiz tepkimesi değildir?

A)         CaCO3(k)   →   CaO(k)  +   CO2(k)

B)         KClO3(k)       →    KCl(k)  +  3/2O2 (g)

C)         CuO   →    Cu   +  ½ O2

D)         CaO2   →    CaO   +  ½ O2

E)          H+  ½ O2  →   H2O

  1. 6.     Aşağıdaki verilen tepkimelerden hangisinden CO2 ve H2O oluşur? 

 

A)         C  +   O2   

B)         S   +   O2  

C)         N  +   O2  

D)         CH4    +   2 O2  

E)          CS2    +    O2     

  1. 7.     Aşağıdaki verilen yanma tepkimelerden hangisi yanlış denkleştirilmiştir?  

A)         C2H4     +    3 O2        →    2 CO2      +     2 H2O

B)         C6H12O+  6 O2      →    6 CO2      +     6 H2O

C)         CS2     +    2 O2          →      CO2    +   2 SO2

D)        C2H5OH + 7/2O2    →    2 CO2   +   3 H2O

E)         C6H14  +  19 O2        →    6 CO2   +   7 H2O

  1. 8.            H2   +   ½ O2   →    H2O

Tepkimesiyle ilgili olarak;

  1.       H2 yükseltgenmiştir
  2. O2 yükseltgenmiştir
  3. H2 İndirgendir.

Yukarıda verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                C) Yalnız III

D) I ve III                        E) II ve III

  1. 9.              N2   +   H2   →    NH3

Tepkimesiyle ilgili olarak;

 

  1.       N2 yükseltgenmiştir
  2. H2 yükseltgenmiştir
  3. H2 İndirgendir.

Yukarıda verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                C) Yalnız III

D) I ve III                        E) II ve III

  1. 10.         Cu   +   HNO3   →   Cu(NO3)2  +   NO  +    H2O

Tepkimesiyle ilgili olarak;

  1.       Cu yükseltgenmiştir
  2. HNOyükseltgenmiştir
  3. HNO3  İndirgendir.

Yukarıda verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                C) Yalnız III

D) I ve III                        E) II ve III

  1. 11.           Cu   +   HNO3   →      Cu(NO3)2  +   NO2   +  H2O

Tepkimesiyle ilgili olarak;

 

  1. Cu yükseltgendir.
  2. HNOindirgenmiştir.
  3. HNO3  asit gibi davranmıştır.

Yukarıda verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                C) Yalnız III

D) I ve III                        E) II ve III

  1. 12.          CrI+  KOH  +  Cl2 → KCl + K2CrO4 + KIO4 + H2O

Tepkimesiyle ilgili olarak;

  1. Cr yükseltgenmiştir
  2. I,  indirgenmiştir.
  3. Cl2 Yükseltgendir.

Yukarıda verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                C) Yalnız III

D) I ve III                        E) I, II ve III

  1. 13.         FeCl2   +  H2O+  HCl    →   FeCl3  +   H2O

Tepkimesiyle ilgili olarak;

 

  1. Fe yükseltgenmiştir
  2. Oksijen,  indirgenmiştir.
  3. Cl2 yükseltgendir.

Yukarıda verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                C) Yalnız III

D) I ve III                        E) II ve III

  1. 14.        +  3 O2    →  2 CO2   +   3 H2O

Denklem denkleştirildiğinde X bileşiği aşağıdakiler- den hangisidir?

A) CH4                             B) C2H4           C) C2H4O

D) C2H6O                             E) C6H12O6

  1. 15.       X  +  ½ O2     →   Y

Y  +  H2O         →   T

T   +  2 NaOH  →   Na2SO +   H2O

 

Yukarıda verilen kademeli tepkimede X maddesi aşağıdakilerden hangisidir?

 

A) S            B) S2               C) SO2             D) SO3    E) H2SO3

TEST – 4


  1. 1.     Aşağıdaki olaylardan hangisinde kimyasal değişme olmaz?

 

A)     N2(g)   +   3H2(g)    →   2 NH3(g)

B)     2 H2(g)  +   O2(g)   →  2 H2O(s)

C)     N2O4(g)    →   2 NO2(g)

D)    H2O(s)    →  H2O(g)

E)     2 Fe(k)   +   3/2 O2(g)     →   Fe2O3(k)

 

 

  1. 2.     Aşağıdaki olaylardan hangisinde yalnızca fiziksel değişme olmuştur?

 

I.     NaCl(k)   →      +

II.   H2O(k)  →   H2O(s)

III.  Na(k)   +   H2O  →  NaOH  +   ½ H2

A) Yalnız I                       B) Yalnız II                    C) Yalnız III

D) I ve III          E) II ve III

 

 

 

  1. 3.           X     +   6 O2     →   6 CO2   +   6 H2O

Denklem denkleştirildiğinde X bileşiği aşağıdakiler- den hangisidir?

 

A) CH4                             B) C2H4             C) C2H4O

D) C2H6O                         E) C6H12O6

 

 

  1. 4.          NH3(aq)   +   H2CO3(aq)   → …………..

Yukarıdaki tepkimede oluşan ürün aşağıdakilerden hangisidir?

 

A) NH4CO3                        B) N2H4CO3                         C) C2H4O

D) NO2 + CO2                    E) NO2 + CO2 + H2

 

 

  1. 5.         

 

 

 

İçerisinde HCl bulunan kaplara üzerlerinde yazılı metaller atılıyor. Hangi kaplarda gaz çıkışının olması beklenir?

 

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                     C) Yalnız III

D) I ve III                           E) II ve III

  1. 6.       

 

 

 

 

Yukarıda verilen kaplara üzerlerinde yazılı olan metaller atılıyor. Hangi kaplarda gaz çıkışının olması beklenir?

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                     C) Yalnız III

D) I ve III                           E) II ve III

  1. 7.               I.    CaCO3(k)  →       CaO(k)  +   CO2(g)

II.  KClO3(k)    →       KCl(k)  + 3/2 O2(g)

III. NH3(aq) +   HCl(aq)   →   NH4Cl(k)

Yukarıdaki tepkimelerden hangileri redoks tepkimesi değildir?

A) Yalnız I                         B) Yalnız II                       C) I ve II

D) I ve III                          E) I, II ve III

  1. 8.          I.    NH3(aq)  +  HCl(aq)    →   NH4Cl(k)

II.   KCl (k)  +  3/2 O2(g)    →   KClO3(k)

III. CaO(k)  +  CO2(g)       →    CaCO3(k)

Yukarıdaki tepkimelerden hangileri sentez tepkime- sidir?

A) Yalnız I                         B) Yalnız II                       C) I ve II

D) I ve III                          E) I, II ve III

  1. 9.                I.    Elektron veren madde yükseltgenir.

II.   Elektron veren madde indirgendir.

III. Elektron veren madde + yükle yüklenir.

Yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                       C) I ve II

D) I ve III         E) I, II ve III

  1. 10.          I.    Yükseltgen madde elektron alır.

II.   İndirgen madde elektron verir.

III. Yükseltgen madde elektron verir.

Yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                           C) I ve II

D) I ve III                           E) I, II ve III

  1. 11.        Mg    +   HCl   →    MgCl2   +   H2

Tepkimesiyle ile ilgili olarak;

  1. Redoks tepkimesidir.
    1. Mg atomu H2 elementinden aktiftir.
    2. HCl yükseltgendir.

yukarıda verilenlerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                           C) I ve II

D) I ve III                          E) I, II ve III

  1. 12.       Cu(k)   +  der. H2SO4(aq)   →   CuSO4(aq)  +  SO2(g)  + H2O(s)

Tepkimesiyle ilgili olarak;

 

  1. Cu indirgendir.
  2. H2SO4 yükseltgendir.
  3. H2SO4 indirgendir.

yukarıda verilenlerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                           C) I ve II

D) I ve III                           E) I, II ve III

 

 

  1. 13.       Al(k)   +   3 NaOH(aq)        →  Na3AlO3   +   3/2 H2

Tepkimesiyle ilgili olarak aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

 

A)         Al amfoter maddedir.

B)         NaOH kuvvetli bir bazdır.

C)         Bir redoks tepkimesidir.

D)        NaOH indirgendir.

E)         Al asitlerle de tepkimeye girer.

  1. 14.       X    +    3 O2     →   CO2   +   2 SO2

Denklem denkleştirildiğinde X bileşiği aşağıdakiler- den hangisidir?

 

A)  CH4                              B) C2H4         C) C2H4O

D) C2H6O                               E) CS2

 

  1. 15.       2 F    →   F2   +    78 k.cal/mol

Yukarıdaki tepkimeyle ilgili olarak aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

A)         Fiziksel bir olaydır.

B)         Kimyasal bir olaydır.

C)         Ekzotermik bir olaydır.

D)        F2 molekülünde kovalent bağ vardır.

E)         Bağ oluşumu ekzotermik bir olaydır.

  1. 16.       CaCO3    →   X   +   CO2

Y +  3 C   →   Y   +   CO

Y + 2 H2O  →   Z   +   Ca(OH)2

 

Yukarıda verilen kademeli tepkimede Z maddesi aşağıdakilerden hangisidir?

 

A) CaO                               B) CaC2                           C) H2SO2

D) CH4                                E) C2H2

TEST – 5


  1. 1.       Aşağıdaki olaylardan hangisinde kimyasal değişme olmaz?

A)     H2(g)    +  ½ O2(g)   →H2O(s)

B)     2 NO2(g)      →   N2O4(g)

C)     C2H5OH(s)                   C2H5OH(g)

D)    2Ca(k)  +  O2(g)          →   CaO(k)

E)     K(k)  +   H2O    →   KOH +  ½  H2

 

 

 

  1. 2.             I.   AlCl3(k)   →    +  3

II.   I2(k)   →  I2(g)

III. KClO3(k)  →  KCl(k)   +   3/2 O2(g)

Yukarıdaki olaylardan hangisinde yalnız fiziksel değişme olmuştur?

A) Yalnız I                       B) Yalnız II                    C) Yalnız III

D) I ve III                          E) II ve III

 

 

 

 

  1. 3.          3 C    +   4 HNO3   →   3 CO2   +  4 X   +   2 H2O

 

Yukarıda verilen tepkimede X maddesi aşağıdakiler- den hangisidir?

A) NO                               B) N2O                   C) CO2

D) NO2                             E) CO+  H2

 

 

 

  1. 4.       2  NH3     →    N2   +   3 H2

Yukarıdaki tepkimeyle ilgili olarak aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

 

A)         Analiz te.pkimesidir.

B)         Sentez tepkimesidir.

C)         Toplam molekül sayısı azalmıştır.

D)         Toplam proton sayısı korunmuştur.

E)          Toplam mol sayısı artmıştır.

  1. 5.                      I.    CaCO3(k)   →   CaO(k)   +   CO2(g)

II.    KClO3(k)    →   KCl(k)  + 3/2 O2(g)

III.  NH3(aq)  +    HCl(aq)   →   NH4Cl(k)

Yukarıdaki tepkimelerden hangileri analiz tepkimesidir?

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                     C) I ve II

D) I ve III         E) I, II ve III

  1. 6.           I.    Na(k)   +   HCl(aq)     →    NaCl(k)   +   H2O(s)

II.    AgNO3(aq)  +   NaCl(aq)   →   AgCl(k)  +  NaNO3(aq)

III.  Ca(k)   +   ZnCl2(aq)    →    CaCl2(aq)  +  Zn(k)

Yukarıdaki tepkimelerden hangilerinde hem anyon ve hem de katyonlar yer değiştirmiştir? 

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                     C) I ve II

D) I ve III         E) I, II ve III

  1. 7.         Aşağıda verilen ifadelerden hangileri doğrudur?
    1. Elektron alan madde yükseltgenir.
    2. Elektron alan madde indirgenir.
    3. Elektron alan madde + yükle yüklenir.

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                     C) I ve II

D) I ve III         E) I, II ve III

  1. 8.           I.    Yükseltgenen  madde elektron alır.

II.    İndirgenen madde elektron verir.

III.  Yükseltgenen  madde elektron verir.

 

Yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                     B) Yalnız II                     C) Yalnız III

D) I ve III                         E) I, II ve III

  1. 9.             NaOH    +    HCl   →    NaCl    +    H2O

Tepkimesiyle ile ilgili olarak;

  1.          Redoks tepkimesidir.
  2. NaOH bazdır.
  3. HCl bazdır.

yukarıda verilenlerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                        C) I ve II

D) I ve III                          E) I, II ve III

  1. 10.    Hg(k)   +  der. HNO3(aq)  →  HgNO3(aq)  +  NO2(g)  +  H2O(s)

Tepkimesiyle ilgili olarak;

  1.          Hg yükseltgenir.
  2. HNO3 yükseltgendir.
  3. HNO3 bileşiğinde N un değerliği +5 tir.

yukarıda verilenlerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                          B) Yalnız II                        C) I ve II

D) I ve III                          E) I, II ve III

 

 

  1. 11.    Zn(k)  +   2 NaOH(aq)    →   Na2ZnO2   +   H2

Tepkimesiyle ilgili olarak aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

 

A)         Zn amfoter maddedir.

B)         NaOH kuvvetli bir bazdır.

C)         Bir redoks tepkimesidir.

D)        NaOH indirgendir.

E)         Zn asitlerle de tepkimeye girer.

  1. 12.   

İçerisinde NaOH çözeltisi bulunan kaplara üzerlerinde yazılı maddeler katılıyor. Hangi kaplarda tepkime olması beklenir?

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                      C) Yalnız III

D) I ve II                           E) I, II ve III

  1. 13.   
  1. 14. 

İçerisinde HCl çözeltisi bulunan kaplara üzerlerinde yazılı maddeler katılıyor. Hangi kaplarda gaz çıkışının olması beklenir?

 

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                      C) Yalnız III

D) I ve II                           E) II ve III

14.

  1. 15. 

İçerisinde derişimleri farklı H2SO4 çözeltisi bulunan kaplara üzerlerinde yazılı metaller atılıyor. Hangi kaplarda gaz çıkışının olması beklenir?

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                      C) Yalnız III

D) I ve III                          E) II ve III

3.Bölüm: Polimerleşme ve Hidroliz

  • Asit polimerleşme tepkimelerinde monomer ve dimer
  • Polimer türleri
  • Farklı polimerleşme tepkimeleri
  • Hidroliz
  • Basit hidroliz tepkimeleri


 

 

POLİMERLEŞME

Monomer              : Polimerleşe bilen tek moleküle denir. (M)

Dimer                     : 2 monomerin  bağlanmış haline denir. (M-M)

Trimer                    : 3 monomerin  bağlanmış haline denir. (M-M-M)

Tetramer               : 4 monomerin  bağlanmış haline denir. (M-M-M-M)

Polimer                  : En az 1000 monomerin bağlanmış haline  denir. (-M-M-M-M-)n

Yapısında çiftbağ taşıyan moleküller,  çift bağın açılmasıyla çok sayıda monomerin birbirine bağlanarak   büyük moleküllerin oluşmasına polimerleşme bu  tür tepkimelere de polimerleşme tepkimeleri denir.

Aynı monomerlerin oluşturduğu bu tür tepkimelere Katılma Polimerlerleşmesi denir.

Bazı polimerleşme Tepkimeleri:

 

1. Poli etilen

 

KULLANILDIĞI YERLER; Kaplar, plastik kutular, mutfak eşyaları, kaplamalar, boru ve tüp, oyuncak, kablolarda yalıtkan tabakalar, paketleme ve ambalaj filmi gibi çok yaygın bir kullanım alanı olup, düşük maliyetlidir.

2. Polivinil Klorür(PVC):

KULLANILDIĞI YERLER; Kapı ve pencere profilleri, vinil cephe kaplaması, boru ve tesisat malzemeleri , elektrik kabloları, döşeme, hobi malzemeleri sayılabilir.

Esnek ve ucuz olması nedeni ile malzeme su ve atık su endüstrisinde boru hatları için çok yaygın olarak kullanılır. Son 50 yıldır sağlık sektöründe de kullanıma girmiştir

3.Polistirien (PS):

Polistiren, petrolden elde edilir. Plastik endüstrisinde daha çok PS kısaltma adıyla kullanılır. Oda sıcaklığında katı halde bulunur.

KULLANILDIĞI YERLER; plastik endüstrisinde önemli bir hammaddedir.

4.Politetrafloroetşlen (TEFLON):

Teflon; F-C kuvvetli bağı nedeniyle oldukça inert yapıya sahiptir.Isıya, kimyasal maddelere, elektrik atlamasına (di elektrik) , sürtünmelere karşı dayanıklıdır. Bu özelliklerinden dolayı teflona hiçbir madde yapışmaz. Teflon anca 260 0C den sonra yaısı bozulmaya başlar.

KULLANILDIĞI YERLER; (özellikle yüksek sıcaklığa karşı dayanıklılığı sebebiyle) conta, keçe,bant, vana seti, kimyasal maddeler karşı dayanıklı boru, karıştırıcılar, laboratuar cihazları, filitre, izoletör, tava, tencere…gibi oldukça yaygın kullanma alanları vardı.

5.Polipropilen:

Polipropilen:Sürtünme katsayısı oldukça düşüktür. Çok iyi bir yalıtkandır. Darbelere karşı dayanıklıdır. Kimyasal maddelere karşı dayanıklıdır. Buna karşın ,  UV ışını dayanımı azdır, yüksek termal genleşme gösterirler. Boya ve kaplaması zordur. Dış hava şartlarına dayanımı azdır, oksitlenmeye açıktır. Yanıcı olup, klor içeren solventler ile etkileşime girer

KULLANILDIĞI YERLER; otomotiv sanayinde kullanılan paçalardan, tekstil ve yiyecek paketlemesine kadar çok geniş kullanım alanları vardır.

6. Orlon:

                KULLANILDIĞI YERLER; Orlon, halı yapımında kullanılır.Orlon, kumaş yapımında kullanılır.

Kondenzasyon Polimerleşmesi: (-A-B-A-B-)n  şeklinde gerçekleşen polimerleşme tepkimelerine denir.

Protein oluşumu da Kondenzasyon tepkimesine örnek verile bilir.

Burada 2 amino asit monomeri birleşerek (1 su molekülünü çıkartarak)  proteinler oluşur. Proteinlerin yapısında 20 çeşit amino asit kullanılmıştır.

 

2. Hidroliz Tepkimeleri: Büyük moleküllerin su katılmasıyla, küçük moleküllere parçalanması tepkimesine hidroliz denir.

PLİMER + (n-1) H2O  → n (MONOMER)

 

Ornek:

 

 

 

ETKİNLİK:  Günlük hayatta kullanılan plimerleşme ürünlerinin kansolojen etkileri konusunda araştırma yapınız?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TEST – 1

 


  1. 1.       Polimerleşmeyle ilgili olarak verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

 

A)       Çok sayıda monomerden oluşur.

B)       Büyük yapılı moleküllerdir.

C)       Polimerlerin oluşması için gereken tepkimeye polimerleşme tepkimesi denir.

D)      Polimerde, monomerler arası bağlar iyoniktir.

E)       Polimerde, monomerler arası bağlar kovalenttir.

  1. 2.         

 

Etilenle ilgili olarak;

  1. Çift bağ içerir.
  2. Polimerleşme tepkimesi verirler.
  3. Bir hidrokarbondur.

Verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                B) Yalnız II       C) Yalnız III

D) I ve II                       E) II ve III

  1. 3.         

 

 

Verilen tepkimelerin hangileri polimerleşme tepkimesidir?

A) yalnız I                     B) Yalnız II                  C) Yalnız III

D) I ve II      E) II ve III

  1. 4.         

Yukarıdaki maddelerle ilgili olarak;

 

  1. I.         Orlon, halı yapımında kullanılır.
  2. II.        Orlon, bir polimerleşme ürünüdür.
  3. III.      Orlon, kumaş yapımında kullanılır.

 

Verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                 C) Yalnız III

D) I ve II                         E) I, II ve III

  1. 5.         

Tepkimeyle ilgili olarak;

 

  1. I.         Polimerleşme tepkimesidir.
  2. II.        Etilen monomerdir.
  3. III.      Polietilen bir diendir.

 

Verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                 C) Yalnız III

D) I ve II                      E) II ve III

  1. 6.         

 

 

 

Tepkimeyle ilgili olarak;

 

  1. I.         Polimerleşme tepkimesidir.
  2. II.        PVC boru yapımında kullanılır.
  3. III.      Kırılgan bir maddedir.

 

Verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                 C) Yalnız III

D) I ve II                      E) I,II ve III

  1. 7.         

 

 

 

Teflonla ilgili olarak;

 

  1. I.               Teflon erime noktası çok düşüktür.
  2. II.              Tepkimelere girme istekleri yoktur.
  3. III.            Metal kaplamacılığında kullanılır.

 

Verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                  B) Yalnız II     C) Yalnız III

D) I ve II                       E) I, II ve III

  1. 8.         

Tepkimeyle  ilgili olarak;

  1. I.         Propilen monomerdir.
  2. II.        Polipropilen büyük moleküllüdür.
  3. III.      Yer değiştirme tepkimesidir.

Verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                 C) Yalnız III

D) I ve II                     E) I, II ve III

  1. 9.         

 

 

Yukarıdaki tepkimeyle ilgili olarak;

 

  1. I.         Yanma tepkimesidir.
  2. II.        Polistrien yalıtıcı madde olarak kullanılır.
  3. III.      Polimerleşme tepkimesidir.

 

Verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                 C) Yalnız III

D) I ve II                       E) II ve III

TEST – 11


  1. 1.       Hidrolizle ilgili olarak aşağıda verilen ifadelerden hangileri doğrudur?
  1. I.         Moleküllerin su ile tepkimesine hidroliz denir.
  2. II.        Disakkaritler hidroliz olduklarında monosak – karitler elde edilir.
  3. III.      Polisakkaritler hidroliz olduklarında mono – sakkaritler elde edilir.

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                C) Yalnız III

D) I ve II                       E) I, II ve III

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  1. 2.       CH3COONa bileşiği, suya atıldığında aşağıdaki olaylar gerçekleşmektedir.

 

  1. I.         CH3COONa        →  CH3COO-   +   Na+
  2. II.        CH3COO-  +  H2O   →   CH3COOH  +  OH-
  3. III.      Na+    +   H2O     →  tepkime olmuyor.

 

Buna göre aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

 

A)       CH3COONa tuzu suda iyi çözünür.

B)       Tuzun anyonu suda hidroliz olur.

C)       Na+ iyonu suda hidroliz olmaz.

D)      Zamanla ortamda OH- iyon sayısı artar.

E)       CH3COONa tuzu asidik bir tuzdur.

  1. 3.       NH4Cl bileşiği, suya atıldığında aşağıdaki olaylar gerçekleşmektedir.

 

  1. I.         NH4Cl    →       NH4+ + Cl-
  2. II.        NH4+ + H2O  → NH3 + H3O+
  3. III.      Cl-   +    H2O      →  tepkime olmuyor.

 

Buna göre aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

 

A)       NH4Cl  tuzu suda iyi çözünür.

B)       Tuzun anyonu suda hidroliz olur.

C)       Tuzun katyonu suda hidroliz olur.

D)      Zamanla ortamda H+ iyon sayısı artar.

E)       NH4Cl  tuzu asidik bir tuzdur.

  1. 4.       NH4CN bileşiği, suya atıldığında aşağıdaki olaylar gerçekleşmektedir.

 

  1. I.         NH4CN    →   NH4+ + CN-
  2. II.        NH4+  +  H2O →  NH3 + H3O+
  3. III.      CN+  H2O  →  HCN + OH-

 

Buna göre aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?

 

A)       Tuzun anyonu suda hidroliz olur.

B)       Tuzun katyonu suda hidroliz olur.

C)       Ortamda CN- iyonu bulunmaz.

D)      Ortamda NH4+ iyonu bulunmaz

E)       Ka=Kb ise NH4CN tuzu asidik bir tuzdur.

  1. 5.       Tepkimede 1 molekül  Maltoz  su ile hidroliz olarak 2 molekül glokoza dönüşmektedir.

C12 H22O11 +  H2O +  H+  →  C6H12O6   +  C6H12O6

Verilen tepkimeyle ilgili olarak;

  1. Hidroliz olayı asidik ortamda gerçekleşmektedir
  2. C6H12O6 monosakkarittir.
  3. C12 H22O11 poli sakkarittir.

ifadelerden hangileri doğrudur?

 

A) Yalnız I                 B) Yalnız II            C) Yalnız III

D) I ve II                     E) I, II ve III

  1. 6.        Sakaroz + su  +   H+   →   Glikoz  +  Furoktoz

Olayı ile ilgili;

  1. I.               Tepkime hidroliz tepkimesidir.
  2. II.              Sakkaroz mono sakkaritir.
  3. III.            Glokoz monosakkarittir.

verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                        B) Yalnız II                 C) Yalnız III

D) I ve III                       E) I, II ve III

  1. 7.      

Ester                                 Karboksilik Asit  Alkol

Denklemde Esterin karboksilik asit ve alkole parçalanması tepkimesi verilmiştir.

Buna göre:

  1. I.         Polimerleşme tepkimesidir.
  2. II.        Hidroliz tepkimesidir.
  3. III.      Sentez tepkimesidir.

verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                   C) II ve III

D) I ve II                     E) I, II ve III

  1. 8.          Nişasta   +   su  +   H+    →     Glikoz

Nişasta buğday, mısır ve patateste bolca bulunur. Nişasta yukarıdaki tepkime gereği glikoza dönüşmektedir.

Bu olayla ilgili olarak;

  1. I.               Nişasta polisakkarittir.
  2. II.              Nişasta hidroliz olmuştur.
  3. III.             Glokoz mono sakkarittir.

Verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                    C) II ve III

D) I ve II                         E) I, II ve III

  1. 9.               Glikojen   +   su   +    H+    →  Maltoz

Maltoz   +   su   +    H+    →  Glikoz

Glikojen karaciğer ve kas dokularında bulunur. Glikojen yukarıdaki tepkime gereği glikoza dönüşmektedir.

 

Bu olayla ilgili olarak;

 

  1. Glokoz dimerleşerek Maltoz oluşturur.
  2. Maltoz polimerleşerek Glokojen oluşturur.
  3. Glokojen polisakkarittir.

 

Verilen ifadelerden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I                      B) Yalnız II                  C) II ve III

D) I ve II                     E) I, II ve III

ÜNİTE- 4

HAYATIMIZDA KİMYA 1 (PDF)

HAYATIMIZDA KİMYA 2 (PDF)

Kimya’dan İlginç Bilgiler

                             KİMYA İLE İLGİLİ İLGİNÇ BİLGİLER

?18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.
? ABD?de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.
? Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.
? Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.
? Amerika?da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.
? Amerika?da satışa sunulan ilk cd, Bruce springsteen`in “Born in Theusa” albümüdür.
? Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.
? Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.
? Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.
? Avustralya?daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.
? Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.
? Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi.
? Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur
? Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.
? Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.
? Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.
? Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
? Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.
? Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden dokuz gün yaşayabiliyor.
? Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
? Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir.
? Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki kadar gelişmiştir.
? Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
? Bir kromozom bir genden daha büyüktür.
? Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.
? Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.
? Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.
? Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor.
? Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg
? Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya?nın İshigaki Adası?nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.
? Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika?dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.
? Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.
? Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır.
? Çocuklar baharda daha fazla buyuyor.
? Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.
? Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
? Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur…
? Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.
? Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur.
? Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.
? Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında ? Connecticut New Haven?da yayımlanmıştı.
? Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler.
? Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba?dır.
? Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor=.
? Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 97?72 82 cm olacaktı.
? Eiffel Kulesi?nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.
? Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.
? En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa?dır.
? En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine uzaklıkları dört km `den daha azdır.
? Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar.
? Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır.
? Fareler kusamaz.
? Filler zıplayamayan tek memelidir.
? Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.
? Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.
? Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır.
? Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez.

·  Yapıştırıcılar Nasıl Yapıştırıyor?

Yapıştırıcıların sağladığı yapıştırma olayı aslında kimyasal reaksiyondan başka birşey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapıştırma olayında benzer yada iki malzemeden iki madde, birde yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcı moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekir.

·  Radyonun Sesi Açılınca Pil Daha Çabuk mu Biter?

Pille çalisan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akim yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynidir.

·  Matematikte Niçin -2 ile -2 nin Çarpımı +4 Eder?

Haftanın beş günü ise otobüs ile gidip geldiğinizi varsayalım. Her sefer bir milyonluk bir biletle yapılıyor. On milyon tutarında on tane bilet aldınız. Her gün gidiş geliş kullandıkça iki tanesi eksiliyor. Bunun eşitlikteki yeri (-2) dır dır. Siz bu isi beş gün süresince yani 5 kez yaparsanız (-2)x( +5)= 10 olur. Diyelim ki bayram tatilinin iki günü o haftanın Perşembe ve Cuma günlerine geldi ve tatil. Bu kez yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz. İki günlük 4 bileti kullanmıyorsunuz. Bu hareket, yapmanız gerekene göre negatif yani ters yönde bir harekettir. Her gün bilet almak yerine iki gün süresince hiç bilet kullanmıyorsunuz. İki kere negatif hareketi “-2″ bilet üzerinde yapınca o hafta elinizde (-2)x( -2) =(+4) . bilet kalıyor.

·  Termos Nasıl Sıcağı Sıcak, Soğuğu Soğuk Tutuyor?

Tek nedeni vardır, vakum. Yani boşluk. Bir termosta iç içe geçmiş iki kap vardır. Dıştaki metal bir kap olup içteki genellikle bir cam sisedir. İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır. Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakin bir boşluk vardır. Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de olmadığından isi iletilemez. Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır. İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz. Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.

·  Bir Hafta Niçin 7 Gündür?

Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısının 7 olusu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde, göğün 7 kat olusu ve doğadaki ana renk sayısının 7 olusu, müzik notalarının 7 olusu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.

·  Niçin Otellerin Kapıları Döner Kapıdır?

Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini-engeller.

·  Bardaktaki Buzlar Niçin Birbirlerine Yapışırlar?

Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabin içinde ya da bir bardakta üst üste duran buzların her biri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu, noktada çok küçük kısım erir. Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışçasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.

·  Kumaşlar Yıkandıktan Sonra Niçin Çeker?

Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumasın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama-bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek isi, çalkalama, sabun hepsi kumasın çekmesini kolaylastirir. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.

·  Çinlilerin Gözleri Neden Çekiktir?

Yalnız Çinlilerin değil Orta ve Güneydoğu Asyada yasayanların, Japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynidir. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yasadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgâra karsı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.

·  Ateş Böceği Nasıl Işık Saçıyor?

Yaz gecelerinin karanlığında otların arasında veya havada uçarken parıldayan, yanıp sönerek sarı-yeşil bir ışık veren bir böceği görmüşsünüzdür. Yanına yaklaşıldığında ışığını söndüren, gece karanlığında izini kaybettiren bu böceğin ismi ateş böceğidir.
Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bunun bilimsel adı “soğuk ışık”tır ki günümüz teknolojisi bu ışığı henüz yapay olarak üretmeyi başaramamıştır. Bilim insanları dünyada milyonlarca yıldır mevcut olan bu tabiat teknolojisinin önce çalışma mekanizmasını çözmek sonra da taklit ederek insanlık hizmetine sunabilmek için çalışmalarına hız vermişlerdir.
Kısa bir zaman öncesine kadar sürtünme veya ısı olmadan ışık elde etmenin imkansız olduğuna inanılıyordu. Nasıl ki normal bir ampul kendisine verilen enerjinin yüzde 4”ünü, florasan ampul ise yüzde 10”unu ışığa dönüştürebiliyor, geri kalanını ısı olarak yayıyorsa, ateş böceğinde de benzer bir durum olduğunu sanan bilim insanları, böceğin bu iş için kullandığı enerjinin tamamını ışığa dönüştürebildiğini tespit edince hayrete düştüler. Gelelim ateşböceğinin ışık üretme mekanizmasına… Aslında ateş böceklerinin ışık verme reaksiyonları o kadar hızlıdır ki bu fonksiyonun kademelerini incelemek hemen hemen imkânsızdır. Yani ışık üretim mekanizması hakkındaki bilgiler hala teoride kalmaktadırlar. Kesin olarak bilinen bunun moleküler seviyede kimyasal bir işlem olduğu, bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştürebildikleridir.
Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden, ışık elde elmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmekledir. Bunlardan birincisinin kimyasal yapısı aydınlatılmış ve yapay olarak elde edilmiştir. İkincisinin ise yapısındaki gizem çözülmesine rağmen sentetik olarak üretilmesi hala mümkün olamamıştır. Ateş böceklerinde üretilen iki kimyasalın birleşiminin de ışık vermeye tam olarak yetmediği, böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerektiği tespit edilmiştir. Bilinmeyen bir başka ayrımı ise bu ışığı hangi şalterin açıp kapadığıdır.
Bu gizemli böceklerin 2 bin çeşidi olup erkekleri uçabilirken dişileri kanatsızdırlar. Erkekler dişileri aramak için geceleri uçarlar ve ışıklarını birbirleri ile iletişim kurmak için kullanırlar. En iyi ışık verimini gelişmiş dişiler verir. Ateş böcekleri geceleri 3 saat süreyle ışık verebilirler.
Genellikle ısırarak zehirledikleri salyangozları yedikleri için kireçli toprakların olduğu nemli bölgelerde daha çok görünürler. Parlamayı sağlayan kimyasal maddeler sayesinde, kazara onu yiyen bir düşmanı kusmak zorunda kalır ve bir daha başka ateş böceği yemeye teşebbüs etmez.

·  Doğum Gününde Pasta Kesme Adeti Nereden Geliyor?

Düğünlerde pasta kesmek adetinin, yeni evlilere bereket, doğurganlık ve mutluluk dileklerinin iletilmesinin zaman içinde gelişmiş bir şekli olduğundan bahsetmiştik. Doğum günlerinde pasta kesmek adetinin ise tarihi kökeni ve amacı değişiktir. Zaten tek kat olan şekli ve üzerindeki mumlar nedeniyle pasta görünüş olarak da düğün pastasından farklıdır. Pasta sözcüğünü hep günümüzdeki anlamı ile kullanıyoruz. Aslında tarihi gelişimi içinde kek demek daha doğru olur. Doğum günü pastasının bilinen tarihi Helen uygarlıklarına kadar uzanır. Bir kutlama amacı ile ortaya çıkması ise Ortaçağda Almanyada olmuştur. 13. yüzyılda Almanyada çocuklara gösterilen ilgi belki bugünkünden bile fazlaydı. Doğum günleri bir festival şeklinde kutlanıyordu. Doğum günü kutlaması sabaha karşı, şafakta, gün ağarırken başlıyordu. Üstü yanar mumlarla süslenmiş pasta kek eve getirildiğinde çocuk uyandırılıyor, pastanın üstündeki mumların ise yemek vakti gelene kadar devamlı değiştirilerek sürekli yanar halde kalmaları sağlanıyordu. Yemeğin başında çocuk mumları üfleyerek söndürüyor ve şölen başlıyordu. Pastanın üzerindeki mumların sayısı çocuğun yaşından bir fazla oluyordu. Bu bir fazla mum, bir gün sönecek hayatın ışığını simgeliyordu. Ayrıca çocuğa bir çok hediyeler getiriliyor, o gün istediği, sevdiği yiyecekler hazırlanıyordu. Yani o zamanlarda doğum günü kutlamaları çocuklara yönelikti. Günümüzde her yaştan insanın kutladığı doğum günü ve kesilen pasta işte o zamanların bir adetinin devamıdır. Doğum günü pastasının üstündeki mumları bir üfleyişte söndürmek, bu arada bir dilek tutmak, eğer dilek gerçekleşirse bunu kimseye söylememek adetleri de o günlerden kalmadır

                                      Kimya ile İlgili Fıkralar

OKSİJEN
Ahmet Bey’in okula giden iki çocuğu vardı. Onlardan biri ders çalışırken bir metni okuduğunu duydu ve yanına gitti. Okurken “Yaşamımızda oksijenin rolü büyüktür. Onsuz yaşayamayız. Oksijen 1773 yılında bulunmuştur.”
Ahmet Bey:
Bunu yazana şunu sormak isterim. Acaba 1773 oksijen bulunmadan önce insanlar nefessiz mi yaşıyorlardı.

KİMYAYI SEVMENİN SONU
Bir öğrenci varmış.Her zaman kimya kitabını hiç sayfa değiştirmeden okuyormuş bir müddet sonra annesi gelmiş ve çocuğa kızıp kitabı önünden alınca çocuk aniden ölmüş. Sonradan annesi hayretler içinde kalıp kitaba bir göz atınca kitapta şu yazıları görmüş.”O2 al O2 ver , O2 al O2 ver” yazdığını görmüş.

SEVDİM
Sizce Kerem Aslı’yı ne kadar sevmiştir?
-Florun elektronu sevdiği kadar.

YALAN MAKİNESİ
Bir kimya hocasıyla öğrencisi dünya çapında bir yarışmaya katılmak için proje çalışması yapıyorlarmış. Ve hocası bir önce ki sene bir yalan makinesi yapıp dünyada birinci olmuş. Bu senede birinci olmak istiyormuş.öğrencisine sormuş daha önceki okullarında kimya notların kaçtı deyince “hepsi 5′ti diye cevap verince yalan makinesi ötmüş.”4′tü” deyince yalan makinesi tekrar ötmüş.3 demiş bir daha ötmüş.En son bir deyince yalan makinesi ötmemiş.Hocası bir ah çekip “oğlum ben ilkokulda, lisede,hatta üniversitede ne birinciliklerim vardı.” Deyince yalan makinesi büyük bir gürültüyle patlamış.

KİMYACI İLE KAYIKÇI
Kimyacının biri deniz kenarında yürürken denizin diğer tarafına geçmek istemiş. Bir kayıkçıya rast gelmiş. Yolda giderken konuşmaya başlamışlar. Kimyacı sormuş:
–Sen okuma yazma bilirmisin? Demiş kayıkçıya.
Kayıkçı :
–Bilirim diye cevap vermiş.
Kimyacı sormuş:
—Sen Avagadroyu bilirmisin?
Kayıkçı bilmem diye cevap verince kimyacı:
–Senin hayatının 1\4′ü gitti demiş.
Tam bu sırada fırtına çıkmış. Deniz kabardıkça kabarmış. Koca dalgalar kayığı alıp götürüyormuş. Kayıkçı sormuş:–Sen yüzme bilirmisin?Kimyacı:–Bilmem , ben daha önce hiç yüzmedim ki!!Kayıkçı bunun üzerine:
İşte şimdi senin hayatının tümü yok.az sonra boğulacaksın.

ÇOOK YARARLI!!!!!
Bir kimyacı ile Temel konuşuyorlarmış.Temel:
Arkadaş, herhalde yine kimyadan olacak havuç yemenin gözlere çok faydası var.
Bunun üzerine kimyacı hayretle sormuş:
Vallahi ben bunca kimyacılık hayatımda böyle bir şey duymadım. Nasıl oluyor o?
Tabii bizim Temel bilgiç bilgiç konuşarak :
EE kimyacım birtenem sen hiç gözlük takan tavşan gördün mü?

ERİR Mİ?
Kimya dersinde hoca cebinde ne kadar parası varsa çıkarır ve dolaptaki bir fanusun içine asit doldurur. Ve çocuklara sorar:
Bu paraları asidin içine artsam erir mi?
Orada yerinde oturan Nuri hemen fırlar:
Erimez diye cevap verir.
Hoca:
Aferin Nuri. Peki söyle bakalım neden erimez.
Nuri gülerek:
Hocam eriyecek olsa aside atmazsınızda ondan!

NASIL YETİŞTİ?
Bir kimyacı bilgisayarının başında çalışırken, oğlu odaya girdi.Oğluda 6 yaşında çok kurnaz biri.babasının yanına gider ve ;
–Babacığım şu koca koca kimya bilim adamlarını hayatlarını alabilirmiyim?
Bunun üzerine babası sevinir.Daha bu yaşta oğlum kimya ile uğraşırsa gelecekte tam bir kimyacı olur diyerek;
–Al yavrum. Dedi
Özkan 5 cildi birden alıp götürür. Bir saat sonra annesi söyleniyordu.
–Reçel kavanozlarının biri yok…Bizim bacaksızın boyuda oraya yetişmez ki…

KİMYA HOCAMIZIN CANI ÇEKER
Kimya hocası sınıfta ders işlerken , bir çocuğun elma yediğini görür.Çocuğun kırılmaması için sınıfa sorar:
Çocuklar sınıfta bir şey yenir mi?
Yenmez hocam. diye cevap verirler.
Hoca önde oturan bir öğrenciye sorar:
Metin söyle bakalım sınıfta yiyecek neden yenmez?
Metin gülerek:
Kimyacının canı çekerde ondan.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.